22 Haziran 2008 Pazar
TATiL
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir il olan Şanlıurfa, doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, kuzeybatısında yine Diyarbakır, güneyinde ise Suriye sınırı ile çevrelenmiş bir sınır şehridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Urfa’nın büyük bölümü yükseltisi fazla olmayan düzlüklerden oluşmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki düzlüklere ve Fırat Vadisine doğru gittikçe alçalan bu düzlüklere Şanlıurfa Platosu ismi verilir. İlin kuzeydoğu kesimini Karacadağ’ın batı bölümü engebelendirir. Sönmüş bir yanardağ olan Karacadağ’ın püskürttüğü lavlar geniş bir alana yayılmıştır. Buradaki en yüksek nokta Karacadağ’ın batısındaki Mandal Tepesi’dir (1.895 m.). Bunun dışında Şanlıurfa platosu üzerinde Harran ile Viranşehir ovaları arasındaki Tektek Dağı (749 m.) ve Kaşmer Dağı’dır (954 m.). Urfa’da Karacadağ’ın güneybatısında Takırtukur Dağları, bunun batısında Yılanlı Dağ, Viranşehir’in güneydoğusunda Karatepe ve Kepez Dağları, Tektek Dağlarının kuzeybatısında Susuz Dağları (801 m.), İl merkezi yakınında Germüş Dağları (770 m.), İlin güneyinde Nemrut Dağları (800 m.), Şanlıurfa-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları ile Birecik-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları, Arat Dağları (840 m.) bulunmaktadır. Ayrıca Beş Mağara Dağları, Cudi Dağı, Direkli Tepeleri, Kaşmer Dağı, Korçik Dağı, Sakızlı Dağı, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı, Nohutçuk Dağı, Külaplı Tepesi ilin diğer yükseltileridir. Şanlıurfa yapı bakımından III.Jeolojik zamanın son katı olan Poliosen bölümünün karakterini göstermektedir. Eski dünyanın bir bölümü ile birlikte oluşmuştur. Kıvrımlar oluşumundan önce Anadolu’nun bulunduğu sahada Thitys adı verilen bir deniz bulunmaktaydı. Üçüncü Zamanın sonu ve Dördüncü Zamanın başlangıcında gerçekleşen yan basınçlar ve patlamalardan pek etkilenmeyen Şanlıurfa, üzerinde bulunduğu sert kütle üzerinde biraz yükselmiş ve yer yer kıvrılmalara uğramıştır. Suruç Ovası ile Harran (Altınbaşak) Ovası ilin diğer düzlükleridir. Şanlıurfa’nın en önemli ovası olan Harran Ovasının doğusunda Viranşehir Ovası, batısında da Suruç Ovası yer almaktadır.Ayrıca Fırat Nehri kenarında Halfeti Ovası, Bozova Ovası, Hilvan Ovası ve Karacadağ’ın püskürttüğü lavlarla örtülü Siverek Ovası bulunmaktadır. Şanlıurfa, dünyanın ve Türkiye’nin en önemli bölgesel kalkınma projesi olan GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) merkezi durumundadır. İl topraklarını batı, kuzeybatı ve kuzeyde doğal sınırı oluşturan Fırat Nehri sulamaktadır. Siverek Maktalan Geçidi civarında Şanlıurfa topraklarına giren Fırat Nehri, Suriye’ye yönelir. Bu nehir üzerinde Atatürk Barajı, Birecik Barajı, Karakaya ve Kargamış Barajları bulunmaktadır. Bu nehrin suyu iki tünel ile Harran Ovası ve çevresini sulamaktadır. Culap Suyu ile Habur Suyu da ilin diğer önemli akarsularındandır. Bunların dışında; Direkli Suyu, Süleyman Pınarı, Anzeli Pınar, Bamya Suyu, Kerhiz Suyu, Germüş Suyu, Belih Suyu, Cülmen Suyu, Kırkpınar Suyu, Karakoyun, Aligör, Yukarı Koymat, Gölpınar, Çamurlu, Belik, Cavsak, Karaköprü ve Tülmen Deresi bulunmakta olup, bu akarsuların bir çoğu yaz aylarında kurumaktadır. Hacıhıdır ile Atatürk Barajının oluşturduğu yapay göller bulunmaktadır. İlin kuzey ve kuzeybatısındaki bazı alanlar Atatürk Baraj Gölünün suları altında kalmıştır. Deniz seviyesinden ortalama 518 m. yükseklikteki Şanlıurfa’nın yüzölçümü 18.584 km2, toplam nüfusu 1.436.956’dır. Şanlıurfa bitki örtüsü Step görünümündedir. Nehir boylarında söğüt, kavak gibi ağaç toplulukları görülmektedir. Fırat Nehri havzasında erozyonu önlemek amacı ile ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. İlde Karasal İklim hüküm sürmektedir. Yazları kurak ve çok sıcak, kışları yağışlı ve kısmen ılıman geçer. Kontinental (kara) iklim özelliğinden ötürü sıcaklık farklılıkları görülmektedir. Şanlıurfa’da yıllık ortalama yağış 462 mm.dir. Yıllık ortalama sıcaklık 18.6 C.dir. İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizm ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, arpa, kırmızı mercimek, çiğit, karpuz, kavun, domates, üzüm, pamuk, patlıcan gelmektedir. Ayrıca az miktarda kayısı, erik, zeytin yetiştirilir. Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında olan Şanlıurfa’da tarım üretimi sürekli artış göstermektedir. Hayvancılıkta sığır, koyun ve kıl keçisi yetiştirilir. Birecik’te Kelaynak Kuşları, Ceylanpınar’da da Ceylanlar için üretme istasyonları kurulmuştur. GAP bölgesi ve Şanlıurfa’daki anıtlar turizm yönünden il ekonomisinde önem taşımaktadır. Kalkınmada öncelikli iller kapsamındaki Şanlıurfa’daki sanayii daha çok tarıma dayalıdır. İldeki başlıca sanayi kuruluşları; un, şarap, meyve suyu, yem, yün ipliği, çimento, tarım alet ve makineleri üreten fabrikalar, et kombinası, süt ürünleri işletmesi, zeytinyağı ve sabun üretim tesisleri ile halı ve pamuklu dokuma kuruluşlarıdır. Şanlıurfa yer altı kaynakları bakımından oldukça yoksuldur. Bozova’da fosfat, Suruç’ta tuğla-kiremit hammaddesi içeren cevher yatakları bulunmaktadır. Urfa’nın eski ismi Şemseddin Sami’nin Kamusü’l Alamı’na göre; “Ur” ya da “Urelkeldaniyn” olup, Büyük İskender’in fethinden sonra Makedonyalılar bu şehri vatanlarındaki Edessa (Vodina) kasabasına benzeterek bu adla ve “Akarsuları güzel” anlamına gelen “Kaliroe” olarak adlandırmışlar, Araplar da “Kaliroe” isminden esinlenerek buraya “Ruha” ismini vermişlerdir. Prof. Fikret Işıltan’a göre İslam döneminde Diyarı Mudar olarak da adlandırılan bölgedeki Urfa’ya Osrhoene Krallığı döneminde verilen “Osrhoene” adının, Kentin Makedonyalılar tarafından “Edessa” ismi ile yeniden kuruluşundan, Süryanice “Urhai-Orhai” olan önceki isminin, Arapça “Er-Ruha”nın Latinleştirilmiş biçimi olduğu sanılmaktadır. Aşağı Fırat Projesi kapsamında Fırat Nehri kıyılarında, Sultantepe’de, Göbeklitepe’de ve baraj göllerinin altında yapılan kurtarma kazıları yörenin tarihine ışık tutmuştur. Buna dayanılarak Şanlıurfa’da Neolitik Çağ (MÖ.10000-5500) ve sonrasında yoğun bir yerleşmenin olduğu ortaya çıkmıştır. Asur tabletlerine göre burası MÖ.2000’lerde Hurriler ile Mitannilerin yerleştiği bir yerdi. Hitiler Mitanni krallığını ortadan kaldırdıktan sonra yöreye yerleşmişler, MÖ.XI.yüzyıldan sonra da Mezopotamya’dan kuzeye doğru göç eden Aramiler buraya yerleşerek Bit-Adini Krallığını burada kurmuşlardır. MÖ.857’de Asurlulara bağlanan ve sonra Medlerin saldırısına uğrayan yöre, bir süre Babillerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.VI.yüzyılda Persler yöreye hakim olmuş ve buranın ticaretinin ve tarımının gelişmesinde büyük payları olmuştur. MÖ.IV.yüzyılda Büyük İskender Persleri Anadolu’dan çıkardıktan sonra yöreye de hakim olmuştur. İskender’in ölümünden sonra da Seleukosların hakimiyetine girmiştir. I.Seleukos tarafından MÖ.303’te bugünkü Urfa’nın bulunduğu yerde Edessa kenti kurulmuştur. Edessa’nın, ilk kuruluşu ile ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte, Arap tarihçisi Ebul Faraç’a göre, Nuh Tufanı’ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem’in çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün “Peygamberler Şehri” olarak anılmaktadır. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın mendilinin Şanlıurfa’da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir. Musevi, Hırıstiyan ve İslâm peygamberlerinin atası olarak nitelenen Hz.İbrahim Urfa’da doğmuş, Nemrut ve onun yaptığı putlarla mücadele ettiği için burada ateşe atılmıştır. Lut Peygamber, amcası Hz. İbrahim’in Urfa’da ateşe atıldığını görmüş ve daha sonra buradan Sodam’a gitmiştir. Hz.İbrahim’in torunu İsrafiloğulları’nın atası Yakup Peygamber burada yaşamış ve Urfa’da ölmüştür. Bu nedenle Şanlıurfa inanç turizmi yönünden önem taşımaktadır. Seleukoslardan sonra Mısırlılar, ardından Aramiler yöreyi ele geçirmiştir. MÖ.132’de burada Abgar, sonra da Osrhoene olarak isimlendirilen bir krallık kurulmuştur. Ermeni Krallığı yönetiminde yağmalanan, bir süre Partların denetiminde kalan Osroene Krallığı MÖ.I.yüzyıl sonlarında Romalılara bağlanmıştır. Romalılar ile Partlar arasında zaman zaman el değiştiren Osroene Krallığı, MS.117’de tamamı ile Roma’nın egemenliğini kabul etmiştir. Aramiler birçok kez Roma’ya karşı ayaklanmışlarsa da bu ayaklanmalar bastırılmıştır. Yöre III.yüzyıl ortalarında Sasanilerin, VII. Yüzyılda Arapların saldırısına uğramış, X.yüzyılda Bizanslılarla Mervaniler arasında el değiştirmiştir. Bizans’ın hakim olduğu dönemde Ermeni komutanı Philaretos’un yönetimine girmiş, bunu Selçuklu ve Kilikyalı Thoros’un yönetimi izlemiştir. Haçlı Seferleri sırasında 1098’de burada Urfa Haçlı Kontluğu kurulmuştur. 1144’te Musul Atabeklerinden Zengilerin, 1182’de de Eyyubilerin yönetimine girmiş, 1232’de Mısır Eyyubilerine bağlanmıştır. Anadolu Selçukluları ile zaman zaman el değiştiren yöreye Harezmliler hakim olmuş Moğollar tarafından yağmalanmıştır. Anadolu Selçuklularının yıkılmasından sonra da Türkmen aşiretleri buraya yerleşmiş, 1399’da Timur’un, XV.yüzyıl başında da Akkoyunluların eline geçmiştir. Memluklular 1429’da yöreyi yağmalamış, ardından Safaviler yöreye egemen olmuş, 1517’de Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Celali ayaklanmalarından Karayazıcı’nın başlattığı ayaklanma Urfa’yı etkilemiştir. XIX.yüzyıl sonlarında Halep Vilayetinin Urfa sancağına bağlı olmuşsa da ilin kuzey ve doğusundaki bazı kısımlar Diyarbakır vilayetinin sınırları içerisinde kalmıştır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın 1839’da isyan etmesi üzerine Sultan II.Mahmut bu isyanı bastırmak üzere Hafız Mehmet Paşayı görevlendirmiştir. Hafız Mehmet Paşa ile Kavalalı Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşanın 20 Haziran 1839’da Birecik’te yaptıkları savaş Mısırlıların lehine sonuçlanınca Urfa 4 yıl boyunca Mısırlıların elinde kalmıştır. Urfa 1912 yılında bağımsız bir sancak konumuna getirilmiştir. I.Dünya Savaşı’ndan sonra24 Mart 1919’da İngilizlerin işgaline uğramış, onların çekilmesinden sonra 30 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgale karşı yöre halkı karşı koymuş ve bunun sonucu olarak 11 Nisan 1920’de işgalciler Urfa’dan çekilmişler, 4 Haziran 1920’de de tüm yöreyi boşaltmışlardır. Cumhuriyetin ilanından sonra da il konumuna getirilmiştir. Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ili adının “Şanlıurfa” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 12.6.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesi hakkındaki 3020 sayılı kanun 22 Haziran 1984 tarih 18439 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Şanlıurfa’da günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Harran Höyüğü (MÖ.3000-MS.XIII.yüzyıl), Harran Bazda Mağaraları, Harran Çoban Mağaraları, Şuayp Şehri Kalıntıları, Sogmatar Kalıntıları, Pognon Mağarası, Betik Yapısı, Harran’da Sin Mabedi (MÖ.2000), Aziz Paulos-Aziz Petrus Kilisesi, Germüş Köyü Kilisesi, Deyr Yakup Manastırı, Harran Üniversitesi (718-913), Harran Şehir Surları, Harran Kalesi, Urfa Kalesi, Urfa Şehir Surları, Harran Ulu Camisi, Şeyh Yahya Hayat El Harrani Cami ve Türbesi (XII.yüzyıl), Cabir El-Ensar Cami ve Türbesi, İmam Bakır Cami ve Türbesi, Han El-Ba’rür Kervansarayı (1228), Eyüp Nebi Köyü Peygamber Mezarları, Eyüp Peygamber Türbesi, Rahime Hatun Türbesi, Elyesa’Peygamber Türbesi, Urfa Ulu Camisi, Arabi Camisi, Asım Paşa Mescidi, Behramlar Camisi, Çakeri Camisi, Dabbakhane Camisi, Eski Ömeriye Camisi, Hacı Lütfullah Camisi, Hacı Yadigâr Camisi, Halilür Rahman Camisi, Hasan Padişah Camisi, Hayrullah Camisi, Hekim Dede Camisi, Hizanoğlu Camisi, Hüseyin Paşa Camisi, İmam Sekkaki Camisi, Kadıoğlu Camisi, Kara Musa Camisi, Hüseyniye Mescidi, Kıbrıs Mescidi, Kudbettin Camisi, Mevlidi Halil Camisi, Mevlevihane Camisi, Miskinler Mescidi, Müderris Camisi, Narıncı Camisi, Nimetullah Camisi, Nur Ali Mescidi, Pazar Camisi, Rızvaniye Camisi, Siverekli Mescidi, Şeyh Benderiye Camisi, Tokdemir Mescidi, Tuzeken Camisi, Yusuf Paşa Camisi, Yeni Ömeriye Camisi, Selahattin Eyyubi Camisi, Fırfırlı Camisi, Circis Peygamber Camisi, Silvan Camisi, Afkan Tekkesi, Hindistani Tekkesi, Sadık Kalfa Tekkesi, Şeyh Mesut Tekkesi, Şeyh Saffet Tekkesi, Saat Kulesi, Firuz Bey Sebili, Şeyh Ebubekir Sebili, Hafız Süleyman Bozanefendi Çeşmesi, Şeyh Benderiye Çeşmesi, Mustafa Kemal Paşa Anıt Çeşmesi, Sütçü Abdurrahman Efendi Çeşmesi, Hekim Dede Çeşmesi, Emencekzade Çeşmesi, Veli Bey Hamamı, Sultan Hamamı, Vezir Hamamı, Cıncıklı Hamamı, Eski Arasa Hamamı, Serçe ve Şaban Hamamları, Gümrük Hanı, Titriş Kervansarayı, Çarmelik Kervansarayı, Mırbi Kervansarayı, Kazas Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Sarraç Pazarı, ve Türk sivil mimari örneklerinden saraylar, köşkler, konaklar ve geleneksel Urfa evleri, Harran Evleri bulunmaktadır.Şanlıurfa Gezgin GözüyleŞanlı Urfa'nın 44 kilometre güneydoğusundadır. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde kurulmuştur. Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamberin torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamberin kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamberin evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söylemektedir. Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Har-ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde, Hitit'lerle Mitanni'ler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısının (Sin) ve Güneş Tanrısının şahit tutulduğu belirtilmektedir. Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan Mezopotamya'ya Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur. Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Urfa'nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. 11. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran ekolü"dür. Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan, Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, geceleyin gök yüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovasına akıtılacak olan Fırat Nehri, Harran'ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine kavuşturacaktır.Şuayb Şehri: Şanlıurfa'dan 88 km uzaklıktaki Özkent köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana yayılan ören yerinin surlarla çevrili olduğu ve Roma devrinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır. Burada Peygamber Makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara bulunmaktadır. Sogmatar: Şanlıurfa'ya 73 km uzaklıktaki kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S.1 ve 2'nci yüzyıllarda Süryaniler tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin Kültürüne dayanan Sabiizm ve Baş tanrı Marilaha'nın kültür merkezi olduğu bilinen Sogmatar ören yerinin Baş tanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca Kalenin batısında bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice yazılar işlenmiştir. Nevali Çori: Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde Fırat nehrinin sağ tarafında ve onun bir kolu olan Katara Deresinin yanında yer almaktadır. Kazane: Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi MÖ 5000-3000'e dayanmaktadır. Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler bulunmuştur. Bu yerleşim alanında höyüğün tepesinde su deposu inşa edilmiştir. Ayrıca Sümerce'yi Akadça'ya çeviren bir alfabe bulunmuştur.Balıklı Göl: (Aynzeliha Ve Halil-Ür Rahman Gölleri ) Urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Urfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerleridir. İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. Hz. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır. Şanlıurfa Sözlü TarihADEM İLE HAVVA YA İLİŞKİN SÖYLENCESöylenceye göre Adem ile Havva Cennetten kovulunca ilk olarak Harran ovasında topraağ basmışlardır.Ova o vakitlerde yeşillik kuş cıvıltıları olan ve çiçeklerle dolu bir yermiş.Adem ile Havva bir süre bu güzelliği doyasıya izler.Bunca güzellik içinde birtek ağacın olmayışı dikkatlerini çeker.Adem cennetten gelirken yanına aldığı bir nar bir de gül dalını ovaya diker.Bunlar akşama kadar bir adam boyu büyür ertesi ügnde biri al biri de ak çiçekler açar.Bir süre sonra karınları açıkır Adem:"Ak gülü narı bir günde büyüten toprak benide doyurur" der ve toprağı işlemeye karar verir.Ama ne ekeceğini düşünürken Havva avucunu açar içinde cennetten getirdiği bir buğday tanesi vardır.Sevinçle işe koyulurlar.Adem ak gül ağacın dalından saban yapar.boyunduruğa koşulup toprağı sürmeye başlar.bu yorgujn iş yüzünden bir süre sonra iiyice yorulur ve kımıldayamaz hale gelir.Havva yardıma gelir ama bir süre sonra da oda yorgunluktan çalışamaz hale gelir.O yıl az ürün alırlar .Bir yıl İki yıl derken dermanları tükenir.Bir gün öğle sıcağında yine toprakla uğraşırkan ansızın yanlarında bir sarı öküz belirir.Boynunu boyunduruğa doğru uzatır.Adem bu yorucu işten kurtulduğuna o kadar sevinirki sarılıp öküzü gözlerinden öper.Ondan sonra her sabana koştuğunda bu işlem tekrarlanır.İnanışa göre Harran Ovası yer yüzünde ilk sürülen,ilk ayak basılan topraktır.Buğdayın ak gülün narın kutsallığı Cennet'ten getirilmiş olmalarındandır.Günümüzde de çiftçilerin öküzleri gözlerinden öpmeleri Adem'den kalma bir gelenektir.İsa'nın kutsal MendiliUrfa'ya egemen olan yönetici deva bulmaz bir hastalığa yakalanır.Bir mektup yazıp İncil'e inandığını ,Urfa'ya gelirse halkıyla birlikte kendisine iman edeceklerini İsa'ya bildirir.İsa çok sevindiğini ama Urfa ya gelemeyeceğini söyler.Bir mendil yüzüne sürerek ziyaretçilere verir.Mendile yüzünün resmi çıkmıştır.Elçiler Urfa'ya yarım saat kala günümüzde Eyüp Peygamber Makamı diye bilinen yerde kazayla mendili bir kuyuya düşürürler.Suyun yüzeyinde İsa'nın yüzü belirir.Binbir zorlukla çıkarılan mendil yöneticiye götürülür.Mendil sürülür sürülmez yaralar iyileşir.Kutsal sayılan mendil uzun süre saklanır.İslam dini yöreye egemen olunca müslümanların eline geçer.Memun Bizans'la yaptığı bir savaşta yenik düşer.Barış antlaşmasında Bizanslılar,tutsakların geri verilmesi için kutsal mendilin kendilerine teslimini şart koşarlar.Mendil verilir tutsaklar geri alınır.Mendilin düşürüldüğü kuyu Hristiyanlar ca kutsal sayılır.Her yıl dönümünde geceden oraya gelirler.Adaklar adanır,törenler yapılır.Kuyu başına yalınayak gitme gereğine inanalar çoktur.Bu yıl dönümü ,inanışa göre Paskalya Yortu'nun yirminci günüdür.İnanışa göre günümüzde Peygamber'in ateşe fırlatıldığı mancınıklar olarak bilinen sütunlar ,aslında bu kuyu v emendilin anısına dikilmiş anıtlardır.Birnin altına bitmeyen altın,birinin altına bitmeyen su gömüsü yerleştirilmiştir.Biri yıkılırsa Urfa suya diğeri yıkılırsa altına garkolacaktır.Karakoyun Deresi ve Hızmalı köprü söylencesiKentin güneydoğusunda yoksul bir ana oğul yaşamaktadır.Oğul kasarcı çayında kasarcılık yapmaktadır.Günün birinde yöreye gelen bir derviş,birkaç gün delikanlıyı izledikten sonra :"Oğlum seni izledim.Görüyorumki çalışkan dürüst bir insansın Anladığıma göre dardasınız.Yakında ülkeme döneceğim ,orası varsıl bir yerdir.İstersen sende benimle gel" der.Delikanlı anasına tanışır,kadıncağız hiçolsun oğlum yoksulluktan kurtulsun der gitmesine izin verir. Derviş delikanlıyı tekkesine getirir ve eğitmeye başlar.Günün birinde delikanlı çarşıda güzel bir kız görür.Ona sevdalanır.Soruşturulunca sevgilisinin Karakoyunlu Beyi'nin kızı olduğunu öğrenir.Umutsuzluktan yemekten içmekten kesilir.Derviş durumu öğrenince "tasalanma gider kızı isteriz,"der.Ertesi gün saraya varır.Bey öfkelenir.Ama saygısızlık olmasın diye sesini çıkarmaz.Dervişe kırk gün içinde istediği armağan ve paralar getirilince kızını vereceğini söyler.İstekleri kırk gün içinde temin edilecek gibi değildir.Üstelik dervişte yoksulun biridir.Durumu öğrenen derviş umutsuzdur ve günden güne erimektedir. Kırkıncı gün derviş uyandığında tekke avlusunda altın mal yüklü develerin beklediğini görür.Koşup dervişe haber verir.Derviş gülümser.Alıp bunları beye götürür.Çaresiz kalan bey kızını verir ve düğün dernek kurulur.Derviş delikanlıyı gerdeğe girmeden bir köşeye çeker iki rekat namaz kılmasını sonrada kendisi için dua etmesini söyler.Delikanlı çektiği acılardan sonra öylesine mutlu ve coşkuludur ki namaz kılar ama derviş için dua etmeyi unutur.Ertesi gün uyandığında kendini Kasarcı çayı kenarında bulur.Olan olmuştur.Gidip olanları anasına anlatır ve tekrar eski yaşamlarına dönerler.Kız uyandığında kocasını yanında göremeyince her yeri aratır,ama izine bile rastlamaz.Dervişte yitmiştir.Vakti gelince kızın bir oğlu olmuştur.Çocuk biraz büyüyünce hem gittiği yerlerde kocasını aramak hemde hac görevini yerine getirmek için yola koyulur.Urfa'ya varır.Samsat Kapısı önünde çadır kurarken bağrışmalar duyar Kentin ortasından geçen dere taşmış evler sular altında kalmıştır.Bey kızı Birkaç yılda bir yinelenen su baskınından kenti kurtarmak ister.Hac parasını bu işe harcayacaktır.Tellallar çağırtır halkı hendek kazmaya davet eder. Anasının isteğiyle delikalı da hendek kazanlar arasındadır.Günün birinde bey kızının çocuğu bir ağlama tutturur,bir türlü susturulamaz.İşçiler oyalamak için kucaklarına alır elden ele geçirirler,çocuk babasının kucağına gelince susup etrafına gülücükler dağıtmaya başlar.Bey kızı delikanlıyı hendek işinden alır.Çocuğu eğlemekle görevlendirir.Delikanlının anası oğlunun bohçasını karıştırırken altın sırmalı düğün elbisesini görür."Oğlum artık bu elbise bizim durumumuza yaraşmaz,onu kente bunca iyiliği olan hatuna armağan edelim de bizden bir anmalık olsun".der.Giysi Bey kızının çadırına götürülür.Kız armağanı görünce kendi el işlemelerini görüp tanır.Getirenin bulunmasını ister.Delikanlıyı getirirler iki sevdalı buluşur.Bu arada hendek tamamlanmıştır.Derenin yatağı değiştirilerek taşkın tehlikesi önlenmiştir.Ardından dere üzerine bir de köprü yapılır.Yıkılınca yenisi yapılsın diye köprü ayaklarından birini altına bey kızı tarafından altın hızma koyulur.Bu yüzden buraya bey kızının adından dolayı Karakoyun Deresi ile ayaklarındaki hızmadan dolayı da Hızmalı köprü denir .Bey kızı ile delikanlı burada mutlu bir yaşam sürerler.Ölünce de Karakoyunlu Deresi'nin kenarına gömülürler.
TATiL
Bodrum ;Homeros’un ‘Ebedi mavilikler ülkesi’ dediği ve bir diğer Bodrumlu Cevat Şakir’in de ‘başka yerde olup nur içinde yatılacağına burada nur içinde yaşanır’ demesi boşuna değildir. Tarih boyunca, önceki adıyla Halikarnassos, sonra da Bodrum, paylaşılamayan ve uğrunda hep mücadele edilen bir yer olmuştur.
Bodrum, doğu ve batı limanlarının birleşmesinden meydana gelen yarımada üzerinde yükselen kalesi ve iki limanın kıyılarına dizilmiş bembeyaz evleri, gümbetleri ve denize inen daracık sokakları şöhreti dünyaya yayılmış yatları, tersaneleri ile ünlü bir yöredir.
Bugün Bodrum, bir tatil yöresinden beklenen tüm unsurları bünyesinde toplamış, yaz-kış yaşanabilecek önemli bir turizm merkezidir. Dünyanın dört bir yanından gelen zengin yatçılardan kısıtlı bütçesiyle bir pansiyonda uzun yaz tatili geçirebilen gelir gruplarına kadar tüm kesimlerin beklentisini karşılayacak donanıma sahiptir.
Bodrum Türkiye’de ziyaretçi potansiyeli en yüksek olan tatil beldelerinden bir tanesidir. Yaz aylarında burayı ziyaret eden gerek yabancı gerek yerli turist sayısı ile nüfusunu bir anda artar. Ancak Bodrum sadece yaz aylarında ziyaret edilebilecek bir yer değil. bodrum otelleriÖzellikle bahar aylarında bir çok insanın tercih edeceği bir yer olan Bodrum eylül ekim aylarında zefiriye adı verilen rüzgarın serin esintisi eşliğinde ne sıcaktan bunaltan ne de soğuktan üşüten bir iklime sahiptir.
Bodrum her tarza hitap ediyor olmasıyla bu kadar meşhur bir bölge olduğunu söylemek yanlış olmaz! Lüks otellerde konaklayabilir, minderlerin üzerinde güneşlenebilir, maviye olan hayranlığınız Bodrum’da tepelerinden görünen deniz ve gökyüzü uyumuyla daha da artabilir, su altı dünyasının en bilinmezini keşfedebilir, tarih kalıntılar müzeler, alışveriş, gece eğlenceleri, ya da palmiyeler arsında uzun yürüyüşler yapabilir, köy yaşantısı içinde huzur bulabilir, güneşin batışını seyrederken hayata bir kere daha sımsıkı sarılabilirsiniz.
Bodrum Kalesi: Bodrum’u Bodrum yapan bir çok özelliklerden bir tanesi de, her yerden görülen kalesidir. Surların heybetli duruşlarının haricinde içini gezme fırsatını da kaçırmayın!
Bodrum Kalesi, 15 yüzyıldan bu ana dimdik ayakta kalan yapılan bir tanesidir. Yıllara, farklı kültürlere, savaşlara tanıklık etmesi duruşuna ayrı bir özellik katmaktadır. St. Jean şövalyeleri tarafından yaptırılan kale, içi içe 3 surdan ve 5 kuleden oluşuyor. Şövalyeler zamanında içinde bulunan kilse 1525 yılında camiye çevrilmiş, 1895 yılında ise içine bir hamam eklenerek bugünkü halini alıyor.
Su Altı Arkeoloji Müzesi: Bodrum berrak denizi ve keşfedilen keşfedilmeyi bekleyen su altı yaşamıyla alternatif sporlardan hoşlanan insanlar için önemli bir merkezdir. Ancak burada ki su altı dünyası sadece balıkların ve canlıların yaşamalarıyla bitmiyor. Suyun altında yatan tarih Bodrum’da su yüzüne çıkıyor. Bodrum Kalesinin içinde yer alan bu müze 1964 yılında açılmış Dünyanın ve Türkiye’nin ilk ve tek, su altı müzesi olan bu müze Bu müzede şüphesiz en çok ilgi çeken ise; üç ayrı batık gemi sergilenen bölümdür.
Mozole: Dünyanın 7 harikalarından biri olan Mozole, Bodrum’da bulunuyor. Daha doğrusu, bulunuyordu demek daha doğru olur! 1303 yılında bir depremle yıkılan bu yapının M.S 12 yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.. Bugüne kadar sadece tarihçi Plinius’un anlatılarından yola çıkılarak çizilen bir resmi bulunmaktadır. Basamaklı bir piramit görünümümde olan bu harikanın tepesinde zafer arabaları bulunuyordu.Antik Tiyatro: Antik Tiyatro özellikle yaz aylarında içinde düzenlenen çeşitli organizasyonlarla adından oldukça söz ettiren bir yerdir. Göktepe yamaçlarında buluna tiyatroda bir yanda mükemmel bir manzara, bir yanda M.Ö. yılardan kalma bir yapının içinde bulunmanın vermiş olduğu farklı duygularla keyfinize keyif katacak olan bir yerdir. Yaklaşık 4.000 kişilik kapasiteli olan Bodrum Tiyatrosu’nda devam edilen kazı çalışmalarında en son çeşitli yolar ve odalar bulunmuştur.
Bodrum’da yapılan en aktif spor, sualtı sporlarıdır. Maske, şnorkel ve palet kullanarak sualtının derinliklerini keşfedin.
Yaz aylarında tatil için Bodruma gelenlerin çoğu,Bodrum yarımadası sahillerinde tatillerini çeşitli şekillerde geçirirler.Kimi,sadece güneşlenip gece daha bir aktiv eğlence tarzı seçerken,bazıları deniz sporlarını tercih eder.Yarımada kıyılarında yelken,kayak ve wind surf yaparak çok elverişli rüzgarlar ve koylardan yaralanırlar.Bodrum’da en aktiv yapılan spor ise sualtı sporlarıdır.Bodrum sualtı sporlarının merkezi, kısaca Mekkesidir.
Mavi dünyanın gizemli derinliklerine merakınız varsa doğru adrese geldiniz demektir.İster dalma eğitimi alın,isterseniz sadece bu yaz kıyılarda maske,şnorkel,palet kullanarak sualtı dünyasını keşfedebilirsiniz.
Serbest dalış yaparak gerçekleştireceğiniz dalışlar sırasında ise belki hiç uğramadığınız koyların maviliklerinde,düşünü bile kurmadığınız bir hayatın sürprizleri ile karşılaşabilirsiniz.
Ege ve Akdeniz’in birbiriyle kucaklaştığı Bodrum’un tertemiz mavi denizinde derinlere ulaşacağınız yerlerden başlıcaları;Karaada,Oraklar,Akyarlar,Turgutreis, Yalıkavaktır.
Karaada; Bodrum’un hemen içinden başlayacak olursak hemen karşıda görülen silüet Karaada’dır. Kos’a (Yunan Adası) bakan yüzündeki sığlıklarda nefesle çeşitli balık ve kabuklular yanında fok balığı bile görme şansınız vardır.Günlük motorlarla gidebileceğiniz adaya özel tekne ile gitmek daha verimli olur.
Kaçakçı Koyu,Poyraz Koyu ve Yassıkaya etrafında dalış okulları devamlı dalış yaptıklarından,bu koylar bir nevi koruma altındadır.Bu yüzden,daha tekneler yaklaşır yaklaşmaz,balıklar teknelere yemlenmek için gelirler.Koyların denize açılan burunları ve koy içindeki sığlıklar Mürekkep balığı,Karagöz,Kefal sabahın erken saatlerinde kumluk ve kırık taşlık bölgelerde Ahtapot,Vatos ve deniz kabuklularının kralı Triton görebileceğiniz canlılardan sadece birkaçıdır.
Şnorkel dalıcılığı yaparken unutulmaması gereken kural;kullandığınız malzemeye alışık olmanız,dönemeyeceğiniz kadar kıyıdan uzaklaşmamak,sürat teknelerine dikkat edip tanımadığınız canlıyı ellememek,mümkünse sualtında hiç bir canlıyı tutmamaktır.
Oraklar; Teknesi olanların iyi bildiği Oraklar gerçekten insanı büyüler.Tekneyle giderken Papuç burnunu geçerken altınızdaki mavilikte M.Ö.VI.yy.dan kalma bir batığın yattığını duyunca hemen dalış kursu alıp sualtı arkeloğu olma duygusuna kapılabilirsiniz.Kargıcık bükü,Orak adaları teknelerin Gökova yolculuklarının başladığı ve bir nevi bittiği muhteşem güzellikte bir koydur.
Sea Garden Oteli’nde bulunduğu bu koya vasıtayla karadan da ulaşabilirsiniz.Şnorkel dalışları için Kıstak adası güney ucu sığlıkları ve Orak adasının Gökova’ya bakan yüzü ve pırıl pırıl suları ve altındaki sualtı manzarası mağaralarının içindeki renkli süngerler ve macro hayat,Türkbükü’nde tüketilen Mohito’lardan daha etkili olabilir. Sığlıklardaki rokfor peyniri dokusunda yatay kesilmiş kayalar buraya ayrı bir gizem vermektedir.
Akyarlar; Akyarlar’dan tekne ile gidebileceğiniz süper bir dalış noktasıda,Kargı adasıdır.Her türlü tekne adanın Bodrum’a bakan güney yüzünde demirleyebilir.Su üstünde gördüğünüz yapı bütün ihtişamıyla sualtında devam etmektedir.Rengarek kayaların arasında,Papağan balıkları,Baracüdalar,Sinaritler,Kefaller,ufak sürülere saldıran Torikler suyun ve bölgenin dinamiğine uygun bir canlılık sergilerler.Burda balık avlanmaması çok yerinde olur.
Turgutreis; Turgutreis civarındaki adalara gitmek için tekne şarttır.Aşırı avcılıktan nasibini alan bu yöredeki derinliklerde mavi tarih yatmaktadır.Şnorkelle rahatlıkla görebileceğiniz binlerce yıllık amforalar,birbirine kaya gibi yapışmış sizi bekler.Hemen yanı başında direği suyun üstünde görünen,koyun taşırken Yassı adanın sğlıklarına çarpıp batan Mirna M serbest dalarak rahatlıkla göreceğiniz bir gemidir.Kaç metre dalabilirseniz dalın,gemi hemen altınızda.Bu bölge tüplü dalışlara kapalı.Diğer adaların kıyıları da dalmaya çok uygundur.
Yalıkavak; Süngerciliğin önemli yerleşim merkezlerinden Yalıkavak,Xuma beach gibi beach club’ların civarındaki şamandıralanmış bölgelerde şnorkel dalışları yapabilirsiniz.Tekne ile çıkacak olursanız Gemitaşı,Dodo Beach’in açıklarındaki taşlıklar,Kızılada ve Çatal adasında süper dalışlar yaparken binlerce yıllık ticaret gemilerinin yükü olan testi parçalarını gözden kaçırmayın.Bodrum’da Yat Turizmi Akdeniz, Ege Denizi, Karadeniz ve Marmara Denizi, Türkiye’yi kuzey, batı ve güneyden çevrelemektedirler. Türkiye, yatçıların her gece değişik, özel demir atacakları koy, körfez ve plajların hazinesidir ve Mavi Yolculuğa ev sahipliği yapmaktadır. Bu şiirsel deniz yolculuğu, insanın kara yerine deniz perspektifinden tarihi deneyimi, körfezlerde ve denizlerde rüzgara yelken açmak ve tabiatla birleşmek anlamındadır. Bu yolculuk, aynı zamanda, sizi Kleopatra’ nın özel plajına, Olimpos Dağı’nın ebedi ateşine ve eski uygarlıkların binlerce arkeolojik kalıntısına götüren bir yolculuktur.
Türkiye’de yatçılık, size kıyı köy ve kasabaların sevimli ve konuksever halkı ile gerçekten yararlı kültürel değişim deneyimi sağlayacaktır. Genellikle batı ve kuzeybatıdan esen ılımlı rüzgarlar, doğanın tadına varılmasını sağlayarak, uzun yaz mevsimini yatçılık için ideal hale getirmektedir. Bazı bakır turkuvaz kıyılar ve korumalı körfezlerden deniz seviyesinden neredeyse 3.000 metre yükseklikte dağ tepelerini seyretmek mümkündür.
Türkiye’de yatçılık, sizi tekrar tekrar gelmeye, kıyıda başka bir köşeyi keşfetmeye ve deniz hayatını yeniden yaşamaya özendirecektir
Marinalar
Türkiye’nin en donanımlı marinaları Güney Ege ve Akdeniz kıyılarında İzmir, Kuşadası, Bodrum, Datça, Bozburun, Marmaris, Göcek, Fethiye, Kalkan, Kaş, Finike, Kemer ve Antalya’da yer almaktadır. Bu tam donanımlı limanlarda, yatçılar gereksinim duydukları hizmet ve malzemeleri bulabilmektedirler. Antalya, Dalaman, İzmir ve İstanbul havaalanları tüm Türk marinalarına süratli bağlantı kurarlar. Kolay bir uçuştan sonra yatınıza binip deniz yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Tartışmasız Ege sahillerinin “en can alıcı noktası olan Bodrum, bohem atmosferi ile insanları büyülemektedir.
Rodos şovalyeleri tarafından inşa edilen Ortaçağ kalesi; Ege Denizi ve Akdeniz’in birleştiği Bodrum’un körfezine girişi korumaktadır. Bodrum Kalesi’de Sualtı Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.
Bodrum’da alış verişi zevk haline gelmiştir. Hatıra eşyaları her yeri doldurmuştur. Bodrum Turban Marinası sevimli ve iyi donatılmış marinalarından biridir.
Demir atılacak yerlerden biri, güzel manzaralı Akbük’tür. Sedir Adası böcek kabuklarından kaynaşan kum ile plajın ve körfezin karşı yakasındaki Kıran Dağı’nın manzarasını ön plana çıkarmaktadır. Atmışaltı Körfezi ve girintili çıkıntılı sahil çizgisine sahiptir. Datça kasabası çok sayıda renkli deniz ürünleri lokantası, pub ve diskoteğiyle yatçıların popüler bir mola noktası haline gelmiştir.
Hisarönü Körfezi’nde sakin Keçibükü Koyu yer almaktadır. Körfez Marina’nın çevredeki dağ ve ormanlar ve doğal kum oluşumu olan uzun “Kızkumu” (batık iskele) gibi çok sayıda doğal güzelliği bulunmaktadır. Türkiye’nin gulet - inşa merkezlerinden biri olarak ün yapmış Bozburun Kasabası bulunmaktadır. Bir türkuvaz cenneti olan Kumlubük, körfezin güney sahilindedir; kuzey sahilde, suyun ardında, Rodos şehri Amos yer almaktadır. Turunç’ta doğal bir liman, suları ile geniş bir açıklığa yönelmiştir.
Guletler
Türkiye’nin yerli deniz aracı Guletler özgün tasarımı, pratiklik ve mavi yolculukla özdeşleşen rahat bir tarzı kaynaştırmaktadır. Yıllardır balık avı ve ulaşım amaçlı kullanılan geleneksel sanat türünden geniş güverteli guletler şimdiki görüntülerine doğru gelişme göstermişlerdir.
Bodrum, Bozburun, Marmaris, İstanbul ve Karadeniz kıyılarındaki tersanelerde inşa olunan bu gemiler, motorlarıyla birlikte deniz aracı teçhizatıyla donatılmaktadırlar. Guletlerdeki yolcu sayısı geminin boyuna bağlı olmakla birlikte, çoğu sekiz ile on iki kişi barındırabilmektedir. Bu gemiler, yolculara müstakil konaklama sağlayabilmekte, kiralandıklarında hizmet ve eğlence olanağı vermektedirler. Modern Guletler bir evin tüm konforuna sahiptir. Deniz yolculuğunda küçük grupların yakınlığı, dostluk ve paylaşma atmosferini geliştirmekte; müşteriler ve mürettebat arasında rahat ilişkiler yaratabilmektedir. Seyahat acentaları özel gruplar veya istenildiğinde münferiden charter ve belirli turlar düzenleyebilirler.
Bir Guletle, büyük okyanus gemileri Kruvazörün aksine, kıyıda gizlenmiş ve çoğu kez metruk koy ve körfezler keşfedilebilir. Küçük liman ve yerleşimler kıyı hayatının büyük gemilerin gerçek şekilde yansıtamadığı samimi bir görünümünü sunmaktadırlar. Bir bakıma Gulet odası denize bakan manzaranın devamlı değiştiği tam servisli bir otele benzetilebilir.BODRUM KUPASI
Charter yatlarının kaptan ve sahipleri genelde yaz sezonu boyunca teknelerini kendi zevkleri için pek kullanamazlar. Bodrum Kupası onlar için de bir fırsat yaratır; dostlarını, sevdiklerini yanlarına alıp Ekim’in üçüncü haftasında heyecana, eğlenceye ve tatile yelken açmaktadırlar. Bodrum’un çok renkli mozaiğine büyük katkıda bulunduğuna inandığımız Bodrum Kupası Yelkenli Ahşap Yat Yarışları, deniz üstünde bir şenliktir… Yelken kullanımının sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması gibi eğitsel amaçlar da gözeten ve ahşap yatların tanıtımına büyük katkı sağlayan bir etkinliktir aynı zamanda da… Bodrum Kupasının, kendi yatı ile katılanların yanısıra, katılan teknelerin çoğunun charter yatı olması nedeni ile dünyada eşine ender rastlanan bir yaklaşımla, profesyonel olsun veya olmasın, isteyen herkesin mürettebat veya yolcu olarak yarışa katılabilme özelliğinden dolayı ayrı bir önemi vardır. Bodrum Kupası, katılanların yarış heyecanının yanısıra, Mavi Yolculuk zevkini de tadabildikleri en büyük deniz organizasyonudur..
Kısaca, Bodrum Kupası bir tutkudur 1989′dan bu yana… ERA Bodrum Yat Kulubü sektördeki en eski acentalardan biri olan ERA Yatçılık, charter yatlarında yelken yapacak deneyimli denizcilere duymuş olduğu gereksinimin karşılanamadığı gerçeğinden yola çıkarak sorunu aşabilmek için, yelken kullanımının yörenin gençlerine öğretilmesi, sevdirilmesi ve yaygınlaştırılmasını amaçlayarak 1994 yılında ERA Bodrum Yat Kulübünü ,Türkiye Yelken Federasyonuna federe ederek kurdu. Bu tarihten itibaren de, Bodrum Kupasının organizasyonu, ERA Bodrum Yat Kulübüne devredildi. Kulüp, Bodrum Kupasının yanısıra, amaçları doğrultusunda Optmist ve Laser sınıfı yelken kurslarını başlattı. İlk meyvalarını çok kısa sürede veren bu kurslar neticesinde, 1998 yılı Türkiye şampiyonluğu ve daha birçok ulusal ve uluslararası dereceler kazanılarak, Türk Optimist Yelken Milli takımına yeni birçok sporcu yetiştirilmesine de önayak olundu. Sektörün en büyük açıklarından biri olan yelkenli bir okul gemisi ihtiyacını da bu bağlamda gündeme getiren Kulüp, Bodrum’da böyle bir projenin başlatılmasında da öncü rolü üstlendi.
Bodrum, doğu ve batı limanlarının birleşmesinden meydana gelen yarımada üzerinde yükselen kalesi ve iki limanın kıyılarına dizilmiş bembeyaz evleri, gümbetleri ve denize inen daracık sokakları şöhreti dünyaya yayılmış yatları, tersaneleri ile ünlü bir yöredir.
Bugün Bodrum, bir tatil yöresinden beklenen tüm unsurları bünyesinde toplamış, yaz-kış yaşanabilecek önemli bir turizm merkezidir. Dünyanın dört bir yanından gelen zengin yatçılardan kısıtlı bütçesiyle bir pansiyonda uzun yaz tatili geçirebilen gelir gruplarına kadar tüm kesimlerin beklentisini karşılayacak donanıma sahiptir.
Bodrum Türkiye’de ziyaretçi potansiyeli en yüksek olan tatil beldelerinden bir tanesidir. Yaz aylarında burayı ziyaret eden gerek yabancı gerek yerli turist sayısı ile nüfusunu bir anda artar. Ancak Bodrum sadece yaz aylarında ziyaret edilebilecek bir yer değil. bodrum otelleriÖzellikle bahar aylarında bir çok insanın tercih edeceği bir yer olan Bodrum eylül ekim aylarında zefiriye adı verilen rüzgarın serin esintisi eşliğinde ne sıcaktan bunaltan ne de soğuktan üşüten bir iklime sahiptir.
Bodrum her tarza hitap ediyor olmasıyla bu kadar meşhur bir bölge olduğunu söylemek yanlış olmaz! Lüks otellerde konaklayabilir, minderlerin üzerinde güneşlenebilir, maviye olan hayranlığınız Bodrum’da tepelerinden görünen deniz ve gökyüzü uyumuyla daha da artabilir, su altı dünyasının en bilinmezini keşfedebilir, tarih kalıntılar müzeler, alışveriş, gece eğlenceleri, ya da palmiyeler arsında uzun yürüyüşler yapabilir, köy yaşantısı içinde huzur bulabilir, güneşin batışını seyrederken hayata bir kere daha sımsıkı sarılabilirsiniz.
Bodrum Kalesi: Bodrum’u Bodrum yapan bir çok özelliklerden bir tanesi de, her yerden görülen kalesidir. Surların heybetli duruşlarının haricinde içini gezme fırsatını da kaçırmayın!
Bodrum Kalesi, 15 yüzyıldan bu ana dimdik ayakta kalan yapılan bir tanesidir. Yıllara, farklı kültürlere, savaşlara tanıklık etmesi duruşuna ayrı bir özellik katmaktadır. St. Jean şövalyeleri tarafından yaptırılan kale, içi içe 3 surdan ve 5 kuleden oluşuyor. Şövalyeler zamanında içinde bulunan kilse 1525 yılında camiye çevrilmiş, 1895 yılında ise içine bir hamam eklenerek bugünkü halini alıyor.
Su Altı Arkeoloji Müzesi: Bodrum berrak denizi ve keşfedilen keşfedilmeyi bekleyen su altı yaşamıyla alternatif sporlardan hoşlanan insanlar için önemli bir merkezdir. Ancak burada ki su altı dünyası sadece balıkların ve canlıların yaşamalarıyla bitmiyor. Suyun altında yatan tarih Bodrum’da su yüzüne çıkıyor. Bodrum Kalesinin içinde yer alan bu müze 1964 yılında açılmış Dünyanın ve Türkiye’nin ilk ve tek, su altı müzesi olan bu müze Bu müzede şüphesiz en çok ilgi çeken ise; üç ayrı batık gemi sergilenen bölümdür.
Mozole: Dünyanın 7 harikalarından biri olan Mozole, Bodrum’da bulunuyor. Daha doğrusu, bulunuyordu demek daha doğru olur! 1303 yılında bir depremle yıkılan bu yapının M.S 12 yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.. Bugüne kadar sadece tarihçi Plinius’un anlatılarından yola çıkılarak çizilen bir resmi bulunmaktadır. Basamaklı bir piramit görünümümde olan bu harikanın tepesinde zafer arabaları bulunuyordu.Antik Tiyatro: Antik Tiyatro özellikle yaz aylarında içinde düzenlenen çeşitli organizasyonlarla adından oldukça söz ettiren bir yerdir. Göktepe yamaçlarında buluna tiyatroda bir yanda mükemmel bir manzara, bir yanda M.Ö. yılardan kalma bir yapının içinde bulunmanın vermiş olduğu farklı duygularla keyfinize keyif katacak olan bir yerdir. Yaklaşık 4.000 kişilik kapasiteli olan Bodrum Tiyatrosu’nda devam edilen kazı çalışmalarında en son çeşitli yolar ve odalar bulunmuştur.
Bodrum’da yapılan en aktif spor, sualtı sporlarıdır. Maske, şnorkel ve palet kullanarak sualtının derinliklerini keşfedin.
Yaz aylarında tatil için Bodruma gelenlerin çoğu,Bodrum yarımadası sahillerinde tatillerini çeşitli şekillerde geçirirler.Kimi,sadece güneşlenip gece daha bir aktiv eğlence tarzı seçerken,bazıları deniz sporlarını tercih eder.Yarımada kıyılarında yelken,kayak ve wind surf yaparak çok elverişli rüzgarlar ve koylardan yaralanırlar.Bodrum’da en aktiv yapılan spor ise sualtı sporlarıdır.Bodrum sualtı sporlarının merkezi, kısaca Mekkesidir.
Mavi dünyanın gizemli derinliklerine merakınız varsa doğru adrese geldiniz demektir.İster dalma eğitimi alın,isterseniz sadece bu yaz kıyılarda maske,şnorkel,palet kullanarak sualtı dünyasını keşfedebilirsiniz.
Serbest dalış yaparak gerçekleştireceğiniz dalışlar sırasında ise belki hiç uğramadığınız koyların maviliklerinde,düşünü bile kurmadığınız bir hayatın sürprizleri ile karşılaşabilirsiniz.
Ege ve Akdeniz’in birbiriyle kucaklaştığı Bodrum’un tertemiz mavi denizinde derinlere ulaşacağınız yerlerden başlıcaları;Karaada,Oraklar,Akyarlar,Turgutreis, Yalıkavaktır.
Karaada; Bodrum’un hemen içinden başlayacak olursak hemen karşıda görülen silüet Karaada’dır. Kos’a (Yunan Adası) bakan yüzündeki sığlıklarda nefesle çeşitli balık ve kabuklular yanında fok balığı bile görme şansınız vardır.Günlük motorlarla gidebileceğiniz adaya özel tekne ile gitmek daha verimli olur.
Kaçakçı Koyu,Poyraz Koyu ve Yassıkaya etrafında dalış okulları devamlı dalış yaptıklarından,bu koylar bir nevi koruma altındadır.Bu yüzden,daha tekneler yaklaşır yaklaşmaz,balıklar teknelere yemlenmek için gelirler.Koyların denize açılan burunları ve koy içindeki sığlıklar Mürekkep balığı,Karagöz,Kefal sabahın erken saatlerinde kumluk ve kırık taşlık bölgelerde Ahtapot,Vatos ve deniz kabuklularının kralı Triton görebileceğiniz canlılardan sadece birkaçıdır.
Şnorkel dalıcılığı yaparken unutulmaması gereken kural;kullandığınız malzemeye alışık olmanız,dönemeyeceğiniz kadar kıyıdan uzaklaşmamak,sürat teknelerine dikkat edip tanımadığınız canlıyı ellememek,mümkünse sualtında hiç bir canlıyı tutmamaktır.
Oraklar; Teknesi olanların iyi bildiği Oraklar gerçekten insanı büyüler.Tekneyle giderken Papuç burnunu geçerken altınızdaki mavilikte M.Ö.VI.yy.dan kalma bir batığın yattığını duyunca hemen dalış kursu alıp sualtı arkeloğu olma duygusuna kapılabilirsiniz.Kargıcık bükü,Orak adaları teknelerin Gökova yolculuklarının başladığı ve bir nevi bittiği muhteşem güzellikte bir koydur.
Sea Garden Oteli’nde bulunduğu bu koya vasıtayla karadan da ulaşabilirsiniz.Şnorkel dalışları için Kıstak adası güney ucu sığlıkları ve Orak adasının Gökova’ya bakan yüzü ve pırıl pırıl suları ve altındaki sualtı manzarası mağaralarının içindeki renkli süngerler ve macro hayat,Türkbükü’nde tüketilen Mohito’lardan daha etkili olabilir. Sığlıklardaki rokfor peyniri dokusunda yatay kesilmiş kayalar buraya ayrı bir gizem vermektedir.
Akyarlar; Akyarlar’dan tekne ile gidebileceğiniz süper bir dalış noktasıda,Kargı adasıdır.Her türlü tekne adanın Bodrum’a bakan güney yüzünde demirleyebilir.Su üstünde gördüğünüz yapı bütün ihtişamıyla sualtında devam etmektedir.Rengarek kayaların arasında,Papağan balıkları,Baracüdalar,Sinaritler,Kefaller,ufak sürülere saldıran Torikler suyun ve bölgenin dinamiğine uygun bir canlılık sergilerler.Burda balık avlanmaması çok yerinde olur.
Turgutreis; Turgutreis civarındaki adalara gitmek için tekne şarttır.Aşırı avcılıktan nasibini alan bu yöredeki derinliklerde mavi tarih yatmaktadır.Şnorkelle rahatlıkla görebileceğiniz binlerce yıllık amforalar,birbirine kaya gibi yapışmış sizi bekler.Hemen yanı başında direği suyun üstünde görünen,koyun taşırken Yassı adanın sğlıklarına çarpıp batan Mirna M serbest dalarak rahatlıkla göreceğiniz bir gemidir.Kaç metre dalabilirseniz dalın,gemi hemen altınızda.Bu bölge tüplü dalışlara kapalı.Diğer adaların kıyıları da dalmaya çok uygundur.
Yalıkavak; Süngerciliğin önemli yerleşim merkezlerinden Yalıkavak,Xuma beach gibi beach club’ların civarındaki şamandıralanmış bölgelerde şnorkel dalışları yapabilirsiniz.Tekne ile çıkacak olursanız Gemitaşı,Dodo Beach’in açıklarındaki taşlıklar,Kızılada ve Çatal adasında süper dalışlar yaparken binlerce yıllık ticaret gemilerinin yükü olan testi parçalarını gözden kaçırmayın.Bodrum’da Yat Turizmi Akdeniz, Ege Denizi, Karadeniz ve Marmara Denizi, Türkiye’yi kuzey, batı ve güneyden çevrelemektedirler. Türkiye, yatçıların her gece değişik, özel demir atacakları koy, körfez ve plajların hazinesidir ve Mavi Yolculuğa ev sahipliği yapmaktadır. Bu şiirsel deniz yolculuğu, insanın kara yerine deniz perspektifinden tarihi deneyimi, körfezlerde ve denizlerde rüzgara yelken açmak ve tabiatla birleşmek anlamındadır. Bu yolculuk, aynı zamanda, sizi Kleopatra’ nın özel plajına, Olimpos Dağı’nın ebedi ateşine ve eski uygarlıkların binlerce arkeolojik kalıntısına götüren bir yolculuktur.
Türkiye’de yatçılık, size kıyı köy ve kasabaların sevimli ve konuksever halkı ile gerçekten yararlı kültürel değişim deneyimi sağlayacaktır. Genellikle batı ve kuzeybatıdan esen ılımlı rüzgarlar, doğanın tadına varılmasını sağlayarak, uzun yaz mevsimini yatçılık için ideal hale getirmektedir. Bazı bakır turkuvaz kıyılar ve korumalı körfezlerden deniz seviyesinden neredeyse 3.000 metre yükseklikte dağ tepelerini seyretmek mümkündür.
Türkiye’de yatçılık, sizi tekrar tekrar gelmeye, kıyıda başka bir köşeyi keşfetmeye ve deniz hayatını yeniden yaşamaya özendirecektir
Marinalar
Türkiye’nin en donanımlı marinaları Güney Ege ve Akdeniz kıyılarında İzmir, Kuşadası, Bodrum, Datça, Bozburun, Marmaris, Göcek, Fethiye, Kalkan, Kaş, Finike, Kemer ve Antalya’da yer almaktadır. Bu tam donanımlı limanlarda, yatçılar gereksinim duydukları hizmet ve malzemeleri bulabilmektedirler. Antalya, Dalaman, İzmir ve İstanbul havaalanları tüm Türk marinalarına süratli bağlantı kurarlar. Kolay bir uçuştan sonra yatınıza binip deniz yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Tartışmasız Ege sahillerinin “en can alıcı noktası olan Bodrum, bohem atmosferi ile insanları büyülemektedir.
Rodos şovalyeleri tarafından inşa edilen Ortaçağ kalesi; Ege Denizi ve Akdeniz’in birleştiği Bodrum’un körfezine girişi korumaktadır. Bodrum Kalesi’de Sualtı Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.
Bodrum’da alış verişi zevk haline gelmiştir. Hatıra eşyaları her yeri doldurmuştur. Bodrum Turban Marinası sevimli ve iyi donatılmış marinalarından biridir.
Demir atılacak yerlerden biri, güzel manzaralı Akbük’tür. Sedir Adası böcek kabuklarından kaynaşan kum ile plajın ve körfezin karşı yakasındaki Kıran Dağı’nın manzarasını ön plana çıkarmaktadır. Atmışaltı Körfezi ve girintili çıkıntılı sahil çizgisine sahiptir. Datça kasabası çok sayıda renkli deniz ürünleri lokantası, pub ve diskoteğiyle yatçıların popüler bir mola noktası haline gelmiştir.
Hisarönü Körfezi’nde sakin Keçibükü Koyu yer almaktadır. Körfez Marina’nın çevredeki dağ ve ormanlar ve doğal kum oluşumu olan uzun “Kızkumu” (batık iskele) gibi çok sayıda doğal güzelliği bulunmaktadır. Türkiye’nin gulet - inşa merkezlerinden biri olarak ün yapmış Bozburun Kasabası bulunmaktadır. Bir türkuvaz cenneti olan Kumlubük, körfezin güney sahilindedir; kuzey sahilde, suyun ardında, Rodos şehri Amos yer almaktadır. Turunç’ta doğal bir liman, suları ile geniş bir açıklığa yönelmiştir.
Guletler
Türkiye’nin yerli deniz aracı Guletler özgün tasarımı, pratiklik ve mavi yolculukla özdeşleşen rahat bir tarzı kaynaştırmaktadır. Yıllardır balık avı ve ulaşım amaçlı kullanılan geleneksel sanat türünden geniş güverteli guletler şimdiki görüntülerine doğru gelişme göstermişlerdir.
Bodrum, Bozburun, Marmaris, İstanbul ve Karadeniz kıyılarındaki tersanelerde inşa olunan bu gemiler, motorlarıyla birlikte deniz aracı teçhizatıyla donatılmaktadırlar. Guletlerdeki yolcu sayısı geminin boyuna bağlı olmakla birlikte, çoğu sekiz ile on iki kişi barındırabilmektedir. Bu gemiler, yolculara müstakil konaklama sağlayabilmekte, kiralandıklarında hizmet ve eğlence olanağı vermektedirler. Modern Guletler bir evin tüm konforuna sahiptir. Deniz yolculuğunda küçük grupların yakınlığı, dostluk ve paylaşma atmosferini geliştirmekte; müşteriler ve mürettebat arasında rahat ilişkiler yaratabilmektedir. Seyahat acentaları özel gruplar veya istenildiğinde münferiden charter ve belirli turlar düzenleyebilirler.
Bir Guletle, büyük okyanus gemileri Kruvazörün aksine, kıyıda gizlenmiş ve çoğu kez metruk koy ve körfezler keşfedilebilir. Küçük liman ve yerleşimler kıyı hayatının büyük gemilerin gerçek şekilde yansıtamadığı samimi bir görünümünü sunmaktadırlar. Bir bakıma Gulet odası denize bakan manzaranın devamlı değiştiği tam servisli bir otele benzetilebilir.BODRUM KUPASI
Charter yatlarının kaptan ve sahipleri genelde yaz sezonu boyunca teknelerini kendi zevkleri için pek kullanamazlar. Bodrum Kupası onlar için de bir fırsat yaratır; dostlarını, sevdiklerini yanlarına alıp Ekim’in üçüncü haftasında heyecana, eğlenceye ve tatile yelken açmaktadırlar. Bodrum’un çok renkli mozaiğine büyük katkıda bulunduğuna inandığımız Bodrum Kupası Yelkenli Ahşap Yat Yarışları, deniz üstünde bir şenliktir… Yelken kullanımının sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması gibi eğitsel amaçlar da gözeten ve ahşap yatların tanıtımına büyük katkı sağlayan bir etkinliktir aynı zamanda da… Bodrum Kupasının, kendi yatı ile katılanların yanısıra, katılan teknelerin çoğunun charter yatı olması nedeni ile dünyada eşine ender rastlanan bir yaklaşımla, profesyonel olsun veya olmasın, isteyen herkesin mürettebat veya yolcu olarak yarışa katılabilme özelliğinden dolayı ayrı bir önemi vardır. Bodrum Kupası, katılanların yarış heyecanının yanısıra, Mavi Yolculuk zevkini de tadabildikleri en büyük deniz organizasyonudur..
Kısaca, Bodrum Kupası bir tutkudur 1989′dan bu yana… ERA Bodrum Yat Kulubü sektördeki en eski acentalardan biri olan ERA Yatçılık, charter yatlarında yelken yapacak deneyimli denizcilere duymuş olduğu gereksinimin karşılanamadığı gerçeğinden yola çıkarak sorunu aşabilmek için, yelken kullanımının yörenin gençlerine öğretilmesi, sevdirilmesi ve yaygınlaştırılmasını amaçlayarak 1994 yılında ERA Bodrum Yat Kulübünü ,Türkiye Yelken Federasyonuna federe ederek kurdu. Bu tarihten itibaren de, Bodrum Kupasının organizasyonu, ERA Bodrum Yat Kulübüne devredildi. Kulüp, Bodrum Kupasının yanısıra, amaçları doğrultusunda Optmist ve Laser sınıfı yelken kurslarını başlattı. İlk meyvalarını çok kısa sürede veren bu kurslar neticesinde, 1998 yılı Türkiye şampiyonluğu ve daha birçok ulusal ve uluslararası dereceler kazanılarak, Türk Optimist Yelken Milli takımına yeni birçok sporcu yetiştirilmesine de önayak olundu. Sektörün en büyük açıklarından biri olan yelkenli bir okul gemisi ihtiyacını da bu bağlamda gündeme getiren Kulüp, Bodrum’da böyle bir projenin başlatılmasında da öncü rolü üstlendi.
TATiL
Bursa-Uludağ
Türkiye’nin 5′inci büyük kenti olan Bursa ilimizin en büyük yükseltisi 2543m ile Uludağ’dır. Doğal zenginlikleri, yeşil dokusu, şifalı suları, yaz ve kış turizminin yoğunlaştığı yerlerdendir. Bursa, benzerlerine az rastlanır bir kültür ve tarih mirasına sahiptir. Bursa sınırları içinde iki önemli göl bulunmaktadır. Bunlardan biri Marmara Bölgesinin en büyük gölü olan İznik Gölü ve bir diğeri de Ulubat gölüdür. Uludağ’ın güney yamaçlarından doğan ve yine Uludağ’dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer çayı Bursa Ovasını sular. Bursa,Uludağ’ın yamaçları boyunca kurulmuş ve gelişmiştir. Bursa’nın 36 km güneyinde yer alan Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezidir. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine de olanak sağlamaktadır. Kayak mevsimi normalde Aralık ile Nisan ayları arasıdır. Dağdaki pistlerin toplam uzunluğu 20 km’yi bulmaktadır. Normal kış koşullarında kar yüksekliği 3 metreyi bulur. Mevsim başında toz kar, sonunda ise ıslak kar özelliği gösterir. Kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti aktiviteleride bulunmaktadır. Uludağ Milli parkına hem karayolu ile hem de teleferik ile ulaşım sağlanabilmektedir. Kayak Merkezi Bursa’ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Bursa kent merkezinden (Tophane-eski garajlar) minibüs bulunabilir. Teleferik, Bursa’nın ilin’de teleferik Kadıyayla ve Sarıalan arasında karşılıklı olarak çalışmaktadır. Sarıalan’a 20 dakikada çıkar. Yalnız, kayak takımlarını teleferikle taşımak yasaktır. Ayrıca,Uludağ’da pekçok konaklama tesisi’de bulunmaktadır.
Türkiye’nin 5′inci büyük kenti olan Bursa ilimizin en büyük yükseltisi 2543m ile Uludağ’dır. Doğal zenginlikleri, yeşil dokusu, şifalı suları, yaz ve kış turizminin yoğunlaştığı yerlerdendir. Bursa, benzerlerine az rastlanır bir kültür ve tarih mirasına sahiptir. Bursa sınırları içinde iki önemli göl bulunmaktadır. Bunlardan biri Marmara Bölgesinin en büyük gölü olan İznik Gölü ve bir diğeri de Ulubat gölüdür. Uludağ’ın güney yamaçlarından doğan ve yine Uludağ’dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer çayı Bursa Ovasını sular. Bursa,Uludağ’ın yamaçları boyunca kurulmuş ve gelişmiştir. Bursa’nın 36 km güneyinde yer alan Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezidir. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine de olanak sağlamaktadır. Kayak mevsimi normalde Aralık ile Nisan ayları arasıdır. Dağdaki pistlerin toplam uzunluğu 20 km’yi bulmaktadır. Normal kış koşullarında kar yüksekliği 3 metreyi bulur. Mevsim başında toz kar, sonunda ise ıslak kar özelliği gösterir. Kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti aktiviteleride bulunmaktadır. Uludağ Milli parkına hem karayolu ile hem de teleferik ile ulaşım sağlanabilmektedir. Kayak Merkezi Bursa’ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Bursa kent merkezinden (Tophane-eski garajlar) minibüs bulunabilir. Teleferik, Bursa’nın ilin’de teleferik Kadıyayla ve Sarıalan arasında karşılıklı olarak çalışmaktadır. Sarıalan’a 20 dakikada çıkar. Yalnız, kayak takımlarını teleferikle taşımak yasaktır. Ayrıca,Uludağ’da pekçok konaklama tesisi’de bulunmaktadır.
TATİL

TarihiRoma istilasından önce, bugün Erzurum’un bulunduğu yerde değişik dönemlerde Karin, Karna, Garin, Karndi ve Kalhak isimli bir şehir bulunduğu tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.M.Ö. 408-450 yıllarında yaşamış olan Bizans İmparatoru ll. Teodosinus doğudan gelen İranlı’ların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki Erzen şehrinin güney batısında, yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans İmparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehire imparatorun adını izafeten Teodosipolos denilmiştir.KültürüERZURUM KALESİ: İlk inşâ tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi’nin M.S. 5.yüzyılın ilk yarısında Bizanslar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren Erzurum Kalesi, 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. İç Kale’de Erzurum’daki ilk Türk-İslâm eserlerinden Saltuk Oğulları dönemine ait Kale Mescidi ve Tepsi Minare bulunmaktadır. Erzurum Kalesi bulunduğu tepenin üzerinde bir iç kale ile, bunu çevreleyen dış kaleden meydana gelmiştir. Bugün iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surlarından hiç bir eser kalmamıştır. Surların dört kapı ile dışa açıldıkları, bugün yerlerinde bulunmayan bu kapıların Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı ve Harput Kapısı adlarını taşıdıkları bilinmektedir. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları 2-2,5 m. arasında değişmekte olup, halen sekiz burcu ayakta durmaktadır. TEPSİ MİNARE (SAAT KULESİ): Erzurum Kalesi’nin içinde bulunan Tepsi Minare’ye Saat Kulesi de denilmektedir. Yer yer tahrip olan şerefe gövdesindeki kitabesine göre Saltuklu Emirlerinden Muzaffer Gazi bin Ebü’l Kasım tarafından 12. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır. Minare, sur duvarları hizasına kadar renkli kesme taşlarla örülü kaide üzerinde, tuğla örülü gövdeye sahiptir. Silindirik gövde, aşağıdan yukarıya doğru daralarak yükselir. Şerefeden yukarısı yıkılmıştır. Bu bölüm 1841 ve 1880 yıllarında Avrupaî tarzda ahşap malzeme ile yenilenmiş ve içine saat yerleştirilmiştir. Tepsi Minare, Karahanlı ve Büyük Selçuklu döneminde inşâ edilen minarelerin geleneğini Anadolu’da sürdüren en eski minarelerden biridir. Kule, Kale Mescidi’nin minaresi, aynı zamanda gözetleme kulesi olarak da kullanılmıştır. KALE MESCİDİ: İç Kale içerisinde kalenin güney sur duvarlarına bitişik yerdedir. Dikdörtgen planlı mescidin iç düzenlemesi mihraba paralel iki sahındır. Girişte çapraz tonoz, mihrap önünde ise mukarnaslı kasnaklara oturan kubbe ile örtülüdür. Her iki örtünün doğu ve batısı beşik tonozlarla genişletilmiştir. Mihrabı, yarı dairesel planlı burcun içerisine yerleştirilmiş, yalın bir bezemeye sahiptir. Düzgün kesme taşla inşâ edilen mescidin kubbeli bölümü dıştan yüksek kasnaklı ve külâhlı bir örtüyle kapatılmıştır. 12.yüzyılın ilk yarısında Saltuklular tarafından yaptırılmıştır. MEDRESELER ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE: Erzurum’un sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese’nin kitâbesi olmadığından, yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı hanedanlarından Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olabileceği düşüncesi ile adına Hatuniye Medresesi de denilmektedir. Genellikle 13. yüzyılın sonlarında yaptırıldığı kabul edilmektedir. Osmanlı Padişahlarından 4.Murat’ın emri ile bir süre “Tophane” olarak, daha sonra da “Kışla” olarak kullanılmıştır. 1942-1967 yılları arasında Erzurum Müzesi olarak kullanılan medrese, günümüzde çay bahçesi ve resim sergi salonu olarak kullanılmaktadır. Medrese yaklaşık 35x46 m. boyutlarındadır. İki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu medreseler grubundandır. Zemin katta ondokuz, birinci katta ise onsekiz oda bulunmaktadır. Avlu 26x10 m. ölçülerinde dört yönden revaklarla çevrili olup, girişin batısındaki kare mekânın vaktiyle mescid olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Zemin katın revakları kalın sütunlar üzerine oturmaktadır. Sütunların çoğu silindirik, dördü sekizgen gövdeye sahiptir. Odalar beşik tonozla örtülüdür. Medrese’nin bezemesinde kullanılan geometrik motifler, Selçuklu taş süslemesindeki örneklerdir. Bezemenin ağırlık unsuru bitkisel öğelerdir. Palmet ve rumi motiflerin en çok kullanılanıdır ve her ikisi de birbiri ile uyum içindedir. Çifte Minareli Medrese’nin en önemli yanlarından biri hiç şüphesiz figürlü süslemesidir. Taç kapı taşıntısının her yüzünde süslemelerle kuşatılmış, dört adet pano bulunmaktadır. Panoda palmiye (hayat ağacı), iki başlı kartal ve altta iki ejder figürü yer alır. Güney eyvanın dış duvarlarına bitişik inşâ edilen iki katlı kümbetin gövdesi oniki köşelidir. Kümbetin üstü dıştan külah, içten kubbe ile örtülüdür. Saçağı, süsleme şeritler ve silmelerle bezenmiştir. Dört kollu bir düzenlemeye sahip, cenâzelik kısmı çapraz tonozla örtülüdür. Kümbetin iç malzemesi mermerdir. Süslemeleri Medrese’nin aksine oymadır ve bitkisel öğelerden oluşmaktadır. YAKUTİYE MEDRESESİ: Cumhuriyet Caddesi üzerinde Lala Mustafa Paşa Câmii’nin batısında bulunmaktadır. İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu zamanında Gazan Han ve Bolugan Hatun adına, Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır. Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden biri olan yapı, cepheden dışa taşan taç kapısı ile Çifte Minareli olarak planlanmıştır. Ancak, minareler Çifte Minareli Medrese’de olduğu gibi taç kapı üzerinde değil köşelere yerleştirilmiştir. Ön yüzde geniş kuşaklar halinde mukarnas bitki ve geometrik motifler yer almaktadır. Taç kapının yan yüzlerindeki silme kemerle çevrili nişler içinde sembolik Pars ve Kartal motifleri bulunmaktadır. Ajurlu bir küreden çıkan hurma yaprakları şeklindeki hayat ağacının altında iki pars üzerindeki kartal figürlerinin Orta Asya Türk inancıyla ilgili ifadeleri yansıttıkları görülür. Köşelerde yer alan kalın gövdeli minarelerden biri çok önceden yıkılmış veya hiç yapılmamış, kaidesinin üzeri konik bir külahla kapatılmıştır. Diğerinin ise üst bölümü mevcut değildir. Dört eyvanlı iç mekânda bulunan dikdörtgen avlunun orta bölümü mukarnaslı bir kubbe ile, diğer kısımlar ise sivri kemerli beşik tonozlarla örtülüdür. Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin en büyüğü olan Yakutiye Medresesi plan düzeni, dengeli mimarisi ve iri motifli süslemeleri ile Erzurum’un en gösterişli yapılarından biridir. Günümüzde Türk-İslâm Eserleri ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmaktadır. AHMEDİYE MEDRESESİ: Murat Paşa Mahallesinde, Murat Paşa Câmii;nin doğusunda bulunmaktadır. Günümüzde câmi olarak kullanılan medrese 1314 yılında Ali oğlu Ahmet tarafından Darül Hadis (Hadis Okulu) olarak yaptırılmıştır. Kapalı avlulu medreseler grubuna giren yapı küçük ölçüde planlanmıştır. Dikdörtgen şekilli avlunun üzeri tonozla örtülüdür. Süsleme açısından sade olan medrese Selçuklu Medreseleri tarzında inşâ edilmiştir. KURŞUNLU (FEVZİYE) MEDRESESİ: Mirza Mehmet Mahallesi’nde aynı adla anılan Kurşunlu Câmii’nin bitişiğinde bulunan medrese Erzurumlu Şeyhülislâm Feyzullah Efendi tarafından 1700 yılında câmi ile birlikte yaptırılmıştır. Medresenin onüç öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür. ŞEYHLER MEDRESESİ: Şeyhler Mahallesi’nde aynı adla anılan Şeyhler Câmii’nin batısında bulunan medrese Müftü Mustafa Efendi tarafından 1760 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı bir avlu etrafında onbir öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür. KÜMBETLER VE TÜRBELER ÜÇ KÜMBETLER: Anadolu Selçuklu Mezar yapılarının temsilcilerinden üç tanesi bir arada Erzurum’da bulunmaktadır. Kümbetler iki kısımdan oluşmakta olup, alt kısım cenazelik dediğimiz mezar odası, gövde hacminin oluşturduğu üst kısım ise mescid olarak kullanılmaktadır. A.Emir Saltuk Kümbeti: Üç Kümbetlerin en büyüğüdür. Kesin tarihi bilinmeyen kümbetin 12. yüzyılda Saltuklu Hükümdarı İzzeddin Saltuk adına yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Sekizgen planlı olup, üçgen alınlıklarla biten gövdenin devamı şeklindeki silindirik kasnağı ve kubbemsi külahı ile kendine has bir mimari yapıya sahiptir. Kasnak kısmındaki nişlerin tepeliklerinde çeşitli figürlü bezemeler vardır. Sağlam ve kaliteli taş işçiliği, farklı mimari elemanları ve süslemeleri ile Anadolu’nun en eski anıtsal mezar yapılarından biridir. B-2. Kümbet: Emir Saltuk Kümbeti’nin güneydoğusunda bulunan silindirik gövdeli kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir. İçten kubbe dıştan konik külahla örtülü kümbet basit süs unsurları ile bezenmiştir. C-3. Kümbet: Köşeleri pahlı, yüksek bir kare kaideye oturan kümbet içten kubbe dıştan konik külah ile örtülü olup, oniki köşeli bir gövdeye sahiptir. Cenazelik kısmı olan kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir. Üç kümbetlerin yanında bir de kare planlı iki katlı bir kümbet bulunmaktadır. Gösterdiği mimari özelliklerinden dolayı 14.yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. GÜMÜŞLÜ KÜMBET: Kars Kapı semtindedir. Kitâbesi bulunmayan kümbetin 14. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kare şeklinde mumyalık, onikigen gövde ve konik külahlı kümbet sade bir görünüme sahiptir. KARANLIK KÜMBET: Derviş Ağa Câmii’nin karşısında bulunan kümbet 1309 yılında Sadrettin Türk Beğ tarafından yaptırılmıştır. Pencere ve mihrap nişleri mukarnaslıdır. Kümbet içten kubbe, dıştan konik külah ile örtülüdür. CİMCİME SULTAN KÜMBETİ: Cumhuriyet Caddesi üzerindedir. Bu kümbet de silindirik gövdeli ve konik külahlıdır. Muhtelemen 14.yüzyılın başlarında yapılmıştır. RABİA HATUN KÜMBETİ: Hasani Basri Mahallesi’nde bulunmaktadır. Mimari özelliklerine göre 14.yüzyılın başlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Dıştan onikigen, içten silindirik planlı yapı kadın erenlerden Rabia Hatun’a atfedilmektedir. HABİB BABA TÜRBESİ: Ali Paşa Mahallesi’ndedir. Diğer bir adı da Timurtaş Baba olan Habib Baba Türbesini Erzurum’daki askeri komutanlardan Müşir Kemal Paşa 1844 yılında yaptırmıştır. Timurtaş Baba için yaptırılan türbeye dört yıl sonra vefat eden Habib Baba defnedilmiştir. Türbe, mescid ve mezarların yer aldığı iki bölümden oluşmaktadır. ERZURUM TABYALARI Erzurum’un bir ulaşım ve ticaret merkezi olarak taşıdığı değer tarih boyunca bu şehri askeri hedef durumuna getirmiş ve savunma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. M.S.415 yılında Romalılar tarafından yapıldığı bilinen Erzurum Kalesi; Bizans, İran, Arap ve Türk Devletleri arasında el değiştirdikten sonra, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Harp silah ve araçlarındaki gelişmelere, maruz kalınan tehdide paralel olarak, 1821 yılından itibaren Erzurum’u savunmak üzere Tabyalar inşâ edilmeye başlanmıştır. 1821 yılında, bugün şehrin içerisinde kalmış olan Hasan Basri Toprak Tabyası, Erzurum’u çevreleyen üç kuşak halinde tahkimli savunma mevzilerini oluşturan 20 tabyanın ilki olarak yapılmıştır. Erzurum Valisi Zarif Mustafa Paşa döneminde Topdağı üzerinde Mecidiye Tabya ile Sütnişan Tabya, şehrin güneyinde Büyükkiremitlik Tabya ve bunlar arasında bazı tahkimli mevziler inşâ edilmiştir. Kırım Harbi sonrasında, Sultan Abdülaziz’in direktifi ile Fosfor Mustafa Paşa başkanlığında teşkil edilen bir komisyon tarafından, Aziziye Tabya ve Küçükkiremitlik Tabya ile bazı iskân ve depolama tesislerinin yapılması planlanmıştır. 1867 yılında başlayan inşaat beş yılda tamamlanmıştır. Bu inşaat sırasında, Gümüşlü Kümbet (Susuzharmanlar) düzlüğünde yapılmasına ihtiyaç duyulan Tabya 3000 Erzurumlu gönüllünün ücretsiz çalışmasıyla iki yılda bitirilmiş ve Ahali Tabya olarak isimlendirilmiştir. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde, yapılan hazırlıkların semeresi alınmış ve Rus kuvvetlerinin taarruz azmi Aziziye Tabya’da kırılmıştır. 1880’li yıllarda, Şahap Paşa başkanlığında bir heyet tarafından Erzurum’a doğudan ulaşan yaklaşma istikametlerini kapatacak şekilde yeniden ele alınan tabyalar sistemi, altı grup halinde planlanan 15 yeni tabyanın inşasıyla 1896 yılında tamamlanmıştır. 19.Yüzyılın sonlarında yapılan bu tabyalar; Dumlu kuzeyinde Gürcü Boğazı ile Kireçli Geçidi çıkışlarını kontrol eden Tafta ve Karagöbek Tabyaları, Kösemehmet Geçidi ve Toy Geçidi ile Hamamdere Boğazı’nı kontrol eden Çobandede ve Dolangez Tabyaları, Hamamdere Boğazı ve Toparlak Geçidi ile Pasinler Ovası’nı kontrol eden Uzunahmet Tabya ile güneyindeki Küçük ve Büyük Höyük Tabyaları, Toparlak Geçidi’ni kontrol eden Ağzıaçık ve güneyindeki Toparlak Tabya ile geçidin çıkışındaki Gez Tabya, Deveboynu Geçidi’ni kontrol eden Sivişli Tabya, Palandöken geçidini kontrol eden Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları, Erzurum çevresinde üç kuşak tahkimli savunma mevzi oluşturan ve hakim arazi kesimleri üzerinde inşâ edilmiş olan Tabyalar; 19.yüzyıldaki imkânlarla, tamamen Türk subay ve mühendisleri tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Tabyalar, etrafındaki araziye karşı ateş imkânı sağlaması yanında, cephanelik, dehliz halinde koğuşlar, erzak depoları gibi bütün askeri ihtiyaçları karşılayabilmektedir. Her biri bölgenin ağır kış şartlarında bile iki bölük ile iki tabur arasında kuvvetin barınmasına müsait olan tabyalar, gömme ve yarı gömme olarak inşâ edilmiştir. Tabyaların çoğunluğu yarı çapı 45-90 m. arasında yarım ve tam daire şeklinde toprak yığını görünümündedir.
TATiL
Fethiye Mendos dağının eteklerinde adını verdiği körfezin çevresine yerleşmiş şirin bir Akdeniz şehridir. Berrak ve çok temiz olan Ölüdeniz ile tanılmaktadır. Yüksek sıra dağlar ve dağların eteklerindeki yüzlerce koy sanki birbirleri ile kucaklaşmýþ gibidir. Fethiye'de iklim yaz aylarý 30-40 derece olan sýcaklýk, kýþýn genellik ile 10 derecenin üzerindedir. Fethiye'de yaz ve bahar olmak üzere sadece iki mevsimin sürdüğünü söylemek pekte yalnış olmayacaktır. Fethiye cennetine kara, hava ve deniz yollarından dilediğiniz herhangi biriyle ulaşmanız mümkündür. Hava ulaşımı için en yakın alan 50 km.uzaklıktaki Dalaman havaalanıdır.
Çeşme’de şov başlıyor
Club Ceshme, bu gece Rober Hatemo ile sezonu açıyor. Serdar Ortaç, Demet Akalın, İbrahim Tatlıses, Gülşen ve Özcan Deniz de özel gala gecelerinde sahnede ki yerlerini alacak. KIŞ aylarında, İstanbul’da açtığı Staga Live ile başarılı bir sezon geçiren işadamı Atilla Önaç, bu yaz gözde tatil merkezi Çeşme’de iki ayrı mekanla hizmet verecek. Kapılarını geçen yıl açan Club Ceshme, bu gece Rober Hatemo ile sezona hızlı bir giriş yapacak. Paşalimanı’ndaki Fontana Beach Club ise yepyeni konseptiyle hizmet vermeye başladı. Atilla Önaç’ın sahibi olduğu, işletmesini Murat Alp İskender, Murat Uslu, Cumhur Önaç’ın üstlendiği mekan doğal güzelliklerinin yanı sıra kaliteli hizmet anlayışı, suşi lezzetleri, Angelpark sponsorluğunda paintball karşılaşmaları ve uzmanlarından özel masaj seanslarıyla tatil keyfini doyasıya yaşatacak.Ünlüler gelecekTürkiye’nin ünlü isimlerini ağırlayacak olan Club Ceshme’de sezon sonuna kadar dönüşümlü olarak Serdar Ortaç, Rober Hatemo, Demet Akalın, Gülşen, Özcan Deniz ve İbrahim Tatlıses özel gala gecelerinde sahne alacak. Club Ceshme, Ege’nin eğlence merkezi olarak yaza damgasını vuracak
İstanbul
İstanbulYüzölçümü: 5.712 km²Nüfus: 7.309.190 (1990)İl Trafik No: 34
"Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." Bir koluyla Asya'ya, diğeriyle Avrupa'ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin sulieti başdöndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinien zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı'da Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul'da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan'ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.Boğaz'da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz'in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara'nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul'u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.
İlçelerAdalar, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüb, Fatih, Gazi Osman Paşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Pendik, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla.
Önemli Semtler
BoğazAvrupa ve Asya'yı ayıran Boğaz'da Karadeniz'e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılamaz. Büyük bir ihtişam ve saf bir güzellik yansıtan kıyıları geçmiş ve günümüzün karmasıdır. Yalıların yanında modern oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı köylerinin hatırasını taşıyan semtlerde şık yapılar... Boğaz'ı görmenin en iyi yolu kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmektir. Eminönü'nden başlayan gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş gibi sırayla Boğazın Asya ve Avrupa kıyılarına uğranarak devam eder. Gezi, aşağı yukarı 6 saat sürmektedir. Eğer gezi özel bir biçimde gerçekleştirilmek istenirse, bu konuda gece veya gündüz kısa düzenlemeler yapan ihtisaslaşmış acentalara başvurulabilinir.
HaliçUzun ve dar, boynuz biçimindeki Haliç İstanbul'un Avrupa tarafını bölmektedir. Dünyanın en tabii limanlarından biri olduğundan Bizans ve Osmanlı donanmaları ve ticari gemicilikle ilgilenenler burada toplanmışlardır. Gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu yerin kıyıları bugün hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrilidir. Haliç'in ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar bulunmaktadır. Ortodoks Patriği de burada oturmaktadır. Biraz yukarıdaki Eyüp, Osmanlı mimarisinde oymacılığın yansıdığı bir yerdir.Tepelerin yamaçlarını yer yer koyu selvilerin bulunduğu mezarlıklar kaplamaktadır. Dualarının kabul göreceğine inananlar buradaki Eyüp Türbesini ziyaret ederler. Bu tarafa bakan tepedeki Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekandır.
Beyoğlu Ve TaksimBeyoğlu yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa tesirli mimari mirasıyla görülmeye değer bir semttir. Avrupa'nın ikinci eski metrosu Tünel halen en kısa metro unvanını korumaktadır. Metro ile kulesi bir sembol haline gelen Galata bölgesine geçmek mümkündür. Tünelin üst ucu Istiklal Caddesinin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Tünelin üst kısmında, İstiklal Caddesinin başlangıcındaki Divan Edebiyati Müzesi (Mevlevi Tekkesi - 18. yy. eseri) güzel bir yapıdır. Caddenin iki yanında birbirinden meşhur mekanlar vardır. Bir yanda Galatasaray Lisesi, karşı sırada rengarek, otantik restoranları ve Balık Pazarını içine alan Çiçek Pasajı... Sonra cadde boyunca sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri... Taksim meydanına ulaşan cadde eski parlak, hareketli, daima kalabalık gün ve gecelerine yeniden kavuşmuştur.Türk'ün Kurtuluş Savaşını, Atatürk ve arkadaşlarını sembolize eden, göz okşayan abide Taksim meydanını süslemektedir. Yeni metronun ana terminali meydanın altında, Atatürk Kültür Merkezi de kuzeyde yer almaktadir. Beş yıldızlı Hyatt ve Intercontinental Otelleri Taksim Parkındadır, Istanbul Hilton Oteli de buradadır. Sınıfında Türkiye'de yapılan ilk otel olan Hilton (1955) halen en meşhur ve en iyi olma özelliğini korumaktadır. Radyo Evi, türünün en zenginlerinden olan Istanbul Askeri Müzesi, Lütfü Kırdar Kongre Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu da bu civardadır.
SultanahmetTarihi yarımadanın batı ucunda yer alan semtte farklı İmparatorlukların önemli dini, idari ve sivil yapıları yer almaktadır. Tarihi Sultanahmet meydanının etrafı Ayasofya, Haseki Hürrem Hamamı, Sultanahmet Camii, Hippodrome, Dikilitaşla gibi tarihi eserlerle çevrilidir.
OrtaköyBoğazın en güzel yerine tahtlanan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan Ortaköy Osmanlı Dönemi'nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezidir. Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli, ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar "entel pazarı", hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbulun önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisidir.
SarıyerTarabya'dan sonraki virajdan Boğaziçi'nin Karadeniz'e kavuşması ilk defa görünür. Buradan Sarıyer semti içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralıdır. Büyükdere'den ayrılan dar bir yol orman içlerini aşarak, bentleri geçerek Karadeniz sahillerine, meşhur Kilyos plajlarına ulaşır. Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavaği vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin Avrupa yakasındaki son iskeleleridir. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu semt ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı tatil günleri çok kalabalık olur. Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla örtülü yamaçlara sahiptir. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz'e komşu Anadolu ve Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleridir.
ÜsküdarÜsküdar, Kız Kulesi ile bütünleşen bir semttir. Karşıya, Avrupa'ya geçişin iskelesidir. Meydandaki 16. yüzyıl camileri, ortadaki abidevi çeşme, sahildeki minyatür Şemsi Paşa Cami ve Medresesi Türk sanatının güzel örnekleridir. Tarihi Karacaahmet Mezarlığı ve daha ilerideki büyük ve küçük Çamlıca tepeleri Üsküdarın sırtlarında bulunur. Tepeler çamlıklarla örtülü olup, Adaların ve Boğazın kuş bakışı manzaralarına hakimdir.
KadıköyMarmara sahillerindeki güzel Kadıköy'de tarihi yapı bulunmaz. Istanbul'un son yüzyılda hızla gelişen semtlerinden biridir. Antik Kahlkedon yerleşim biriminde sonraları bir çok manastır inşaa edilmişti. M.S. 5. yüzyıl Hıristiyanlık dünyası önemli konsül toplantıları burada yapılmıştı. Eski bahçeli malikanelerin çok azı zamanımıza gelebilmiştir. Yat Kulüpleri, marinalar, geniş caddeler, Kadıköy sahilleri boyu uzanır.Fenerbahçe güzel bir gezinti yeridir. Meşhur Bağdat Caddesi de alışveriş imkanları ile ünlüdür. 1908 yılında tamamlanan Prusya mimari üslubundaki Haydarpaşa Tren İstasyonu, Üsküdar çıkışındadır. İstasyon Bağdat demiryolunun ilk (veya son) duraği idi. Yandaki yamaçta Kırım Savaşında hayatlarını kaybeden Ingiliz ve Fransız askerlerinin mezarları ve abideleri, büyük askeri hastanenin yanında bulunmaktadır. Ticari liman tesisleri arkasındaki tepelere yerleşmiş iki büyük bina vardır. Saat kuleli olan eski Haydarpaşa Lisesi, şimdi üniversitedir. Diğeri, büyük ve 4 kuleli olan Selimiye Kışlasıdır (19. yy). Kırım Savaşı sırasında buradaki yaralılara hemşirelik yapan Florence Nightingale anısına kaldığı oda o günlerdeki gibi korunmaktadır.
ŞileÜsküdar'dan 50 km. mesafedeki şirin ve güzel turistik kasaba Karadeniz sahillerindedir. Kısmen tamamlanmış otoyolu ve sonrası ormanları aşan viraj yol ile geniş ve meşhur Şile plajlarına ulaşılır. Balıkçı barınaği, Ceneviz kale kalıntısı ve şöhretli feneri görülmeye değer yerlerdir. Batıda plajlar, kasabanın doğusunda da bir sıra küçük kumsal koy uzanır. Yaz aylan hareketli ve kalabalık geçer, bol sayıda pansiyon ve oteller mevcuttur.
AdalarPrens Adaları adı ile de bilinen Istanbul Adaları, Marmara Denizinde, şehre bir saat kadar yakınlıkta 8 adadır. Haliç girişi ve Kabataş Iskelelerinden kalkan vapur veya deniz otobüsleri dört adaya muntazam seferler yaparlar. Bizans devrinde manastırların kurulduğu Adalar, saray mensuplarına yazlık veya sürgün yeri olmuş; Heybeliada'da Bizans'ın son yapısı, Meryem Ana'ya ithaf edilmiş küçük kilise, Deniz Lisesi üst binası avlusunda bulunur.19. yüzyıl başlarında servise giren buharlı vapurlar ile Adalar'a ulaşım kolaylaşmış, okullar ve oteller de inşa edilince nüfus artışı başlamıştır. Büyükçe olan, yan yana sıralı dört ada yazlık evler, villalar, çamlık korularla kaplı olup, plaj ve piknik yöreleri ile ünlüdürler. Mayıs ayından eylül sonuna kadar kalabalıklaşan Adalar diğer zamanlarda tenhadır. Yerleşim bölgelerinin iskelelere yakın çevrelerde, şehre bakan yönde geliştiği, tepeleri çamlıklarla örtülü ada yollarının tek vasıtası faytonlardır. Mevsim boyu, bilhassa tatil günlerinde koylar ve plajlar özel yat ve motorların, yelkenli teknelerin çekici duraklarıdır.Her adada bulunan Yelken ve Su Sporlan kulüplerinin ilki ve meşhuru Burgaz Adasındadır. Hikaye yazarı Salt Faik Abasiyanık adada yaşamış, yaşadığı ev müzeye çevrilmiş ve uğrağı, gün batımı ile şöhretli Kalpazan Kaya mahalli meşhur bir kahve olmuştur. Heybeli yönünde, şeklinden dolayı adlandırılmış, Kaşık Adası yer alır. Heybeli Ada'nın ikiz tepeleri arasında Deniz Lisesi üst binası bulunurken, öndeki diğer tepe üzerinde, çamlık içerisinde, Rum Ruhban Okulu ilk görülen büyük yapılardır. Ada iskelesi yanında Deniz Lisesi sahil boyu uzanır. Lokanta ve çayhaneler diğer yöndedir. Yerleşim alanlarının arka cephesinde çok güzel bir koy ile, Kaşık Adası'na bakan tarafta halk plajı ve Deniz Kulübü tesisleri ile arkasında meşhur Değirmen Burnu piknik alanı bulunur. Tepeleri çevreleyen yollarda, çamlar içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahlan adayı dolanır. Ada okullar ve sanatoryum tesislerinden dolayı kış aylannda da nispeten hareketlidir.Takım Adaların en büyüğü ve meşhuru Büyük Ada'dır. Fayton turu ile etrafı iki saate yakın bir sürede dolaşabilirsiniz. Ancak bir saatte dolaşılan yarım tur daha enteresandır. Halk plajlarından Heybeli Ada yönündeki Yörük Plajı şahane bir koyda bulunmaktadir. Dil Burnu mesire alanı tercih edilen güzel bir yerdir. Iskele civarı kalabalık yerleşim bölgesinin aksine adanın güney tarafı ıssızdır. Buralardaki koylar teknelerin ziyaret yerleridir. Adanın üst sırtlarında harap halde bulunan 19. yüzyıl yapısı eski oteli, belki dünyadaki en büyük ahşap yapı, ihya edileceği zamanın özlemi ile ayakta durmaya çabalamaktadır. Büyük Ada iskele civarı lokantaları, çayhaneleri ve dükkanları ile renkli ve hareketlidir. Yaz aylarında servis veren dört oteli vardır. Güzel evler, bakımlı bahçeler eşsiz manzaralar adaları gezenlerde unutulmaz anlar bırakır. Sonraki Sedef Adası sakinlerinin dışında gelenlere plajı ile açıktır.
İstanbul Çevresiİstanbul'un dışından 25. km.de, Karadeniz'in Avrupa kıyısında Kilyos'un geniş kumsalları yaz aylarında İstanbulluları çekmektedir. Karadeniz'den içeride, Avrupa kıyısındaki Belgrad Ormanı İstanbul'un çevresindeki en geniş ormandır. İstanbullular, hafta sonlarında, gölgeliklerinde, mangallı aile piknikleri yapmak amacıyla arabalarıyla buraya giderler. Yöredeki 7 adet eski su deposu ve bazı doğal kaynaklar farklı bir atmosfer oluşturur. Osmanlı su kemerlerinden 16.'ncı yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan Moğlova Su Kemeri en muhteşemidir. Golf Kulübü'nün üzerinden geçen yine Sinan'ın eseri 800 m. uzunluğundaki Sultan Süleyman Su Kemeri Türkiye'deki su kemerlerinin en uzunlarından biridir.İstanbul'dan 25 km. uzaklıktaki Polonezköy, 19'uncu yüzyılda Polonyalı göçmenler tarafından Asya kıyısında kurulmuştur. Köy atmosferi içinde yürüyüşler, atlı gezintiler yapmak, buraya ilk gelenlerin yakınlarınca sunulan geleneksel Polonya yemeklerinden tatmak için Polonezköy, İstanbulluların uğrak yeridir. Üsküdar'a 70 km. uzaklıkta Karadeniz kıyısındaki Şile'nin kumsalları, restoranları ve otelleri burayı İstanbul'un en hoş tatil mekanlarından biri haline getirmektedir. Turistik açıdan popüler olan yöre, tanınmış Şile bezinin üretildiği yerdir.Bayramoğlu - Darıca Kuş Cenneti ve Botanik Parkı İstanbul'un 38 km uzağında eşsiz bir dinlenme yeridir. Yaya yürüyüş yolları, restoranları ile bu devasa park dünyanın farklı bölgelerinden gelen kuş çeşitleri ve bitkilerle doludur.Marmara Denizi'ndeki günlük seyirlerinden sonra yatçıların marinasına yanaşabildiği şirin Eskihisar balıkçı kasabası İstanbul'un güneydoğusundadır. Türkiye'nin 19'uncu yüzyıl büyük ressamı Osman Hamdi Bey'in kasabadaki evi müzeye dönüştürülmüştür. Eskihisar ve Gebze arasında yer alan Anibal'ın mezarı bir Bizans kalesi çevresindeki sitlerdendir.İstanbul'dan 65 km. mesafedeki popüler tatil yeri Silivri'de birçok İstanbullunun yazlık evi bulunmaktadır. Burası harika restoranları, spor ve sağlık merkezleri ile büyük bir tatil yeridir. Konferans merkezi de iş - tatil karışımı faaliyetleri ve "kültür turizmi" için şehrin hızlı temposundan kaçan iş adamlarını çekmektedir. Tarifeli deniz otobüsü servisi İstanbul'u Silivri'ye bağlamaktadır.Dokuz ada ile bezeli Marmara Denizi'ndeki adalar Bizanslı prenslerin sürgün yeriydi. Bugün artık varlıklı İstanbulluların yaz aylarında serin meltemlerine ve 19'uncu yüzyıl şık evlerine kaçtıkları mekanlardır. Adaların en büyüğü Büyükada'dır. Çam ağaçları arasında harika bir fayton gezisi yapabilir veya adanın çevresindeki sayısız küçük koylardan birinde denize girebilirsiniz!Diğer popüler adalar Kınalı, Sedef, Burgaz ve Heybeliada'dır. Muntazam araba vapuru seferleri adaları her iki Avrupa ve Asya kıyılarına bağlamaktadır. Yazın Kabataş'tan hızlı deniz otobüsü servisi vardır.
"Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." Bir koluyla Asya'ya, diğeriyle Avrupa'ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin sulieti başdöndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinien zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı'da Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul'da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan'ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.Boğaz'da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz'in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara'nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul'u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.
İlçelerAdalar, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüb, Fatih, Gazi Osman Paşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Pendik, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla.
Önemli Semtler
BoğazAvrupa ve Asya'yı ayıran Boğaz'da Karadeniz'e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılamaz. Büyük bir ihtişam ve saf bir güzellik yansıtan kıyıları geçmiş ve günümüzün karmasıdır. Yalıların yanında modern oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı köylerinin hatırasını taşıyan semtlerde şık yapılar... Boğaz'ı görmenin en iyi yolu kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmektir. Eminönü'nden başlayan gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş gibi sırayla Boğazın Asya ve Avrupa kıyılarına uğranarak devam eder. Gezi, aşağı yukarı 6 saat sürmektedir. Eğer gezi özel bir biçimde gerçekleştirilmek istenirse, bu konuda gece veya gündüz kısa düzenlemeler yapan ihtisaslaşmış acentalara başvurulabilinir.
HaliçUzun ve dar, boynuz biçimindeki Haliç İstanbul'un Avrupa tarafını bölmektedir. Dünyanın en tabii limanlarından biri olduğundan Bizans ve Osmanlı donanmaları ve ticari gemicilikle ilgilenenler burada toplanmışlardır. Gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu yerin kıyıları bugün hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrilidir. Haliç'in ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar bulunmaktadır. Ortodoks Patriği de burada oturmaktadır. Biraz yukarıdaki Eyüp, Osmanlı mimarisinde oymacılığın yansıdığı bir yerdir.Tepelerin yamaçlarını yer yer koyu selvilerin bulunduğu mezarlıklar kaplamaktadır. Dualarının kabul göreceğine inananlar buradaki Eyüp Türbesini ziyaret ederler. Bu tarafa bakan tepedeki Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekandır.
Beyoğlu Ve TaksimBeyoğlu yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa tesirli mimari mirasıyla görülmeye değer bir semttir. Avrupa'nın ikinci eski metrosu Tünel halen en kısa metro unvanını korumaktadır. Metro ile kulesi bir sembol haline gelen Galata bölgesine geçmek mümkündür. Tünelin üst ucu Istiklal Caddesinin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Tünelin üst kısmında, İstiklal Caddesinin başlangıcındaki Divan Edebiyati Müzesi (Mevlevi Tekkesi - 18. yy. eseri) güzel bir yapıdır. Caddenin iki yanında birbirinden meşhur mekanlar vardır. Bir yanda Galatasaray Lisesi, karşı sırada rengarek, otantik restoranları ve Balık Pazarını içine alan Çiçek Pasajı... Sonra cadde boyunca sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri... Taksim meydanına ulaşan cadde eski parlak, hareketli, daima kalabalık gün ve gecelerine yeniden kavuşmuştur.Türk'ün Kurtuluş Savaşını, Atatürk ve arkadaşlarını sembolize eden, göz okşayan abide Taksim meydanını süslemektedir. Yeni metronun ana terminali meydanın altında, Atatürk Kültür Merkezi de kuzeyde yer almaktadir. Beş yıldızlı Hyatt ve Intercontinental Otelleri Taksim Parkındadır, Istanbul Hilton Oteli de buradadır. Sınıfında Türkiye'de yapılan ilk otel olan Hilton (1955) halen en meşhur ve en iyi olma özelliğini korumaktadır. Radyo Evi, türünün en zenginlerinden olan Istanbul Askeri Müzesi, Lütfü Kırdar Kongre Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu da bu civardadır.
SultanahmetTarihi yarımadanın batı ucunda yer alan semtte farklı İmparatorlukların önemli dini, idari ve sivil yapıları yer almaktadır. Tarihi Sultanahmet meydanının etrafı Ayasofya, Haseki Hürrem Hamamı, Sultanahmet Camii, Hippodrome, Dikilitaşla gibi tarihi eserlerle çevrilidir.
OrtaköyBoğazın en güzel yerine tahtlanan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan Ortaköy Osmanlı Dönemi'nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezidir. Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli, ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar "entel pazarı", hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbulun önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisidir.
SarıyerTarabya'dan sonraki virajdan Boğaziçi'nin Karadeniz'e kavuşması ilk defa görünür. Buradan Sarıyer semti içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralıdır. Büyükdere'den ayrılan dar bir yol orman içlerini aşarak, bentleri geçerek Karadeniz sahillerine, meşhur Kilyos plajlarına ulaşır. Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavaği vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin Avrupa yakasındaki son iskeleleridir. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu semt ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı tatil günleri çok kalabalık olur. Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla örtülü yamaçlara sahiptir. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz'e komşu Anadolu ve Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleridir.
ÜsküdarÜsküdar, Kız Kulesi ile bütünleşen bir semttir. Karşıya, Avrupa'ya geçişin iskelesidir. Meydandaki 16. yüzyıl camileri, ortadaki abidevi çeşme, sahildeki minyatür Şemsi Paşa Cami ve Medresesi Türk sanatının güzel örnekleridir. Tarihi Karacaahmet Mezarlığı ve daha ilerideki büyük ve küçük Çamlıca tepeleri Üsküdarın sırtlarında bulunur. Tepeler çamlıklarla örtülü olup, Adaların ve Boğazın kuş bakışı manzaralarına hakimdir.
KadıköyMarmara sahillerindeki güzel Kadıköy'de tarihi yapı bulunmaz. Istanbul'un son yüzyılda hızla gelişen semtlerinden biridir. Antik Kahlkedon yerleşim biriminde sonraları bir çok manastır inşaa edilmişti. M.S. 5. yüzyıl Hıristiyanlık dünyası önemli konsül toplantıları burada yapılmıştı. Eski bahçeli malikanelerin çok azı zamanımıza gelebilmiştir. Yat Kulüpleri, marinalar, geniş caddeler, Kadıköy sahilleri boyu uzanır.Fenerbahçe güzel bir gezinti yeridir. Meşhur Bağdat Caddesi de alışveriş imkanları ile ünlüdür. 1908 yılında tamamlanan Prusya mimari üslubundaki Haydarpaşa Tren İstasyonu, Üsküdar çıkışındadır. İstasyon Bağdat demiryolunun ilk (veya son) duraği idi. Yandaki yamaçta Kırım Savaşında hayatlarını kaybeden Ingiliz ve Fransız askerlerinin mezarları ve abideleri, büyük askeri hastanenin yanında bulunmaktadır. Ticari liman tesisleri arkasındaki tepelere yerleşmiş iki büyük bina vardır. Saat kuleli olan eski Haydarpaşa Lisesi, şimdi üniversitedir. Diğeri, büyük ve 4 kuleli olan Selimiye Kışlasıdır (19. yy). Kırım Savaşı sırasında buradaki yaralılara hemşirelik yapan Florence Nightingale anısına kaldığı oda o günlerdeki gibi korunmaktadır.
ŞileÜsküdar'dan 50 km. mesafedeki şirin ve güzel turistik kasaba Karadeniz sahillerindedir. Kısmen tamamlanmış otoyolu ve sonrası ormanları aşan viraj yol ile geniş ve meşhur Şile plajlarına ulaşılır. Balıkçı barınaği, Ceneviz kale kalıntısı ve şöhretli feneri görülmeye değer yerlerdir. Batıda plajlar, kasabanın doğusunda da bir sıra küçük kumsal koy uzanır. Yaz aylan hareketli ve kalabalık geçer, bol sayıda pansiyon ve oteller mevcuttur.
AdalarPrens Adaları adı ile de bilinen Istanbul Adaları, Marmara Denizinde, şehre bir saat kadar yakınlıkta 8 adadır. Haliç girişi ve Kabataş Iskelelerinden kalkan vapur veya deniz otobüsleri dört adaya muntazam seferler yaparlar. Bizans devrinde manastırların kurulduğu Adalar, saray mensuplarına yazlık veya sürgün yeri olmuş; Heybeliada'da Bizans'ın son yapısı, Meryem Ana'ya ithaf edilmiş küçük kilise, Deniz Lisesi üst binası avlusunda bulunur.19. yüzyıl başlarında servise giren buharlı vapurlar ile Adalar'a ulaşım kolaylaşmış, okullar ve oteller de inşa edilince nüfus artışı başlamıştır. Büyükçe olan, yan yana sıralı dört ada yazlık evler, villalar, çamlık korularla kaplı olup, plaj ve piknik yöreleri ile ünlüdürler. Mayıs ayından eylül sonuna kadar kalabalıklaşan Adalar diğer zamanlarda tenhadır. Yerleşim bölgelerinin iskelelere yakın çevrelerde, şehre bakan yönde geliştiği, tepeleri çamlıklarla örtülü ada yollarının tek vasıtası faytonlardır. Mevsim boyu, bilhassa tatil günlerinde koylar ve plajlar özel yat ve motorların, yelkenli teknelerin çekici duraklarıdır.Her adada bulunan Yelken ve Su Sporlan kulüplerinin ilki ve meşhuru Burgaz Adasındadır. Hikaye yazarı Salt Faik Abasiyanık adada yaşamış, yaşadığı ev müzeye çevrilmiş ve uğrağı, gün batımı ile şöhretli Kalpazan Kaya mahalli meşhur bir kahve olmuştur. Heybeli yönünde, şeklinden dolayı adlandırılmış, Kaşık Adası yer alır. Heybeli Ada'nın ikiz tepeleri arasında Deniz Lisesi üst binası bulunurken, öndeki diğer tepe üzerinde, çamlık içerisinde, Rum Ruhban Okulu ilk görülen büyük yapılardır. Ada iskelesi yanında Deniz Lisesi sahil boyu uzanır. Lokanta ve çayhaneler diğer yöndedir. Yerleşim alanlarının arka cephesinde çok güzel bir koy ile, Kaşık Adası'na bakan tarafta halk plajı ve Deniz Kulübü tesisleri ile arkasında meşhur Değirmen Burnu piknik alanı bulunur. Tepeleri çevreleyen yollarda, çamlar içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahlan adayı dolanır. Ada okullar ve sanatoryum tesislerinden dolayı kış aylannda da nispeten hareketlidir.Takım Adaların en büyüğü ve meşhuru Büyük Ada'dır. Fayton turu ile etrafı iki saate yakın bir sürede dolaşabilirsiniz. Ancak bir saatte dolaşılan yarım tur daha enteresandır. Halk plajlarından Heybeli Ada yönündeki Yörük Plajı şahane bir koyda bulunmaktadir. Dil Burnu mesire alanı tercih edilen güzel bir yerdir. Iskele civarı kalabalık yerleşim bölgesinin aksine adanın güney tarafı ıssızdır. Buralardaki koylar teknelerin ziyaret yerleridir. Adanın üst sırtlarında harap halde bulunan 19. yüzyıl yapısı eski oteli, belki dünyadaki en büyük ahşap yapı, ihya edileceği zamanın özlemi ile ayakta durmaya çabalamaktadır. Büyük Ada iskele civarı lokantaları, çayhaneleri ve dükkanları ile renkli ve hareketlidir. Yaz aylarında servis veren dört oteli vardır. Güzel evler, bakımlı bahçeler eşsiz manzaralar adaları gezenlerde unutulmaz anlar bırakır. Sonraki Sedef Adası sakinlerinin dışında gelenlere plajı ile açıktır.
İstanbul Çevresiİstanbul'un dışından 25. km.de, Karadeniz'in Avrupa kıyısında Kilyos'un geniş kumsalları yaz aylarında İstanbulluları çekmektedir. Karadeniz'den içeride, Avrupa kıyısındaki Belgrad Ormanı İstanbul'un çevresindeki en geniş ormandır. İstanbullular, hafta sonlarında, gölgeliklerinde, mangallı aile piknikleri yapmak amacıyla arabalarıyla buraya giderler. Yöredeki 7 adet eski su deposu ve bazı doğal kaynaklar farklı bir atmosfer oluşturur. Osmanlı su kemerlerinden 16.'ncı yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan Moğlova Su Kemeri en muhteşemidir. Golf Kulübü'nün üzerinden geçen yine Sinan'ın eseri 800 m. uzunluğundaki Sultan Süleyman Su Kemeri Türkiye'deki su kemerlerinin en uzunlarından biridir.İstanbul'dan 25 km. uzaklıktaki Polonezköy, 19'uncu yüzyılda Polonyalı göçmenler tarafından Asya kıyısında kurulmuştur. Köy atmosferi içinde yürüyüşler, atlı gezintiler yapmak, buraya ilk gelenlerin yakınlarınca sunulan geleneksel Polonya yemeklerinden tatmak için Polonezköy, İstanbulluların uğrak yeridir. Üsküdar'a 70 km. uzaklıkta Karadeniz kıyısındaki Şile'nin kumsalları, restoranları ve otelleri burayı İstanbul'un en hoş tatil mekanlarından biri haline getirmektedir. Turistik açıdan popüler olan yöre, tanınmış Şile bezinin üretildiği yerdir.Bayramoğlu - Darıca Kuş Cenneti ve Botanik Parkı İstanbul'un 38 km uzağında eşsiz bir dinlenme yeridir. Yaya yürüyüş yolları, restoranları ile bu devasa park dünyanın farklı bölgelerinden gelen kuş çeşitleri ve bitkilerle doludur.Marmara Denizi'ndeki günlük seyirlerinden sonra yatçıların marinasına yanaşabildiği şirin Eskihisar balıkçı kasabası İstanbul'un güneydoğusundadır. Türkiye'nin 19'uncu yüzyıl büyük ressamı Osman Hamdi Bey'in kasabadaki evi müzeye dönüştürülmüştür. Eskihisar ve Gebze arasında yer alan Anibal'ın mezarı bir Bizans kalesi çevresindeki sitlerdendir.İstanbul'dan 65 km. mesafedeki popüler tatil yeri Silivri'de birçok İstanbullunun yazlık evi bulunmaktadır. Burası harika restoranları, spor ve sağlık merkezleri ile büyük bir tatil yeridir. Konferans merkezi de iş - tatil karışımı faaliyetleri ve "kültür turizmi" için şehrin hızlı temposundan kaçan iş adamlarını çekmektedir. Tarifeli deniz otobüsü servisi İstanbul'u Silivri'ye bağlamaktadır.Dokuz ada ile bezeli Marmara Denizi'ndeki adalar Bizanslı prenslerin sürgün yeriydi. Bugün artık varlıklı İstanbulluların yaz aylarında serin meltemlerine ve 19'uncu yüzyıl şık evlerine kaçtıkları mekanlardır. Adaların en büyüğü Büyükada'dır. Çam ağaçları arasında harika bir fayton gezisi yapabilir veya adanın çevresindeki sayısız küçük koylardan birinde denize girebilirsiniz!Diğer popüler adalar Kınalı, Sedef, Burgaz ve Heybeliada'dır. Muntazam araba vapuru seferleri adaları her iki Avrupa ve Asya kıyılarına bağlamaktadır. Yazın Kabataş'tan hızlı deniz otobüsü servisi vardır.
Ege Destinasyonu
Anadolu en güzel manzaralarını Ege kıyılarında sunar, dersek abartmış olmayız. Heredot'un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler ve yarımadalar, koylar ve plajlar peş peşe sıralanır. Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla iç içe yaşamış bu bölgede, adım başına tiyatroları, tapınakları, agoraları ile ünlü antik kentlere rastlarsınız
ALMAN TURİSTLER KENE KONUSUNDA RAHAT
Türkiye'de kene vakaları sonrası yaşanan ölümler, Antalya'da tatil yapan Alman turistleri etkilemedi.
Antalya'da tatil yapan Almanlar, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının tatillerini olumsuz etkilemediğini belirterek, Türkiye'de olmaktan dolayı mutlu olduklarını söylediler. Alman tatilcilerden üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Nicola Vogt, Türkiye'de olmaktan mutlu olduğunu belirterek, "Sıcak havaya rağmen mükemmel bir tatil yaşıyorum" dedi. Kene vakasıyla ilgili haberleri gazete ve televizyonlardan takip ettiğini ancak kendisinin bu konuda bir endişesi bulunmadığını söyleyen Nicola Vogt, şöyle konuştu:
"Kene vakaları özellikle Güney Almanya'da yaşandı. Burada kene konusunda bir tehlike olduğunu düşünmüyorum. Kene korkusu yüzünden o zaman evimizden dışarı çıkmayalım.
Almanya'da da kene bizi ısırabilir. Burada tatilde olmaktan son derece mutluyum. Tatil öncesi bu durumu bilseydim yine tatile gelmeyi düşünürdüm." Antalya'da tatil yapan Alman turistlerden emekli Marina Algrecht ise, Türkiye'nin yaşanabilecek bir ülke olduğunu belirterek "Türkiye'de kene vakası olaylarını gazetelerde okudum. Ancak bu konuda bir risk altında olduğumu düşünmüyorum. Bu vaka dünyanın her yerinde herkesin başına gelebilir. Tatil programı öncesinde kene vakalarını bilseydim yinede tatil için Türkiye'ye gelirdim. Eşimle birlikte iyi bir tatil geçiriyoruz. Burada hem eğlenip hem dinleniyoruz" dedi.
Antalya'da tatil yapan Almanlar, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının tatillerini olumsuz etkilemediğini belirterek, Türkiye'de olmaktan dolayı mutlu olduklarını söylediler. Alman tatilcilerden üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Nicola Vogt, Türkiye'de olmaktan mutlu olduğunu belirterek, "Sıcak havaya rağmen mükemmel bir tatil yaşıyorum" dedi. Kene vakasıyla ilgili haberleri gazete ve televizyonlardan takip ettiğini ancak kendisinin bu konuda bir endişesi bulunmadığını söyleyen Nicola Vogt, şöyle konuştu:
"Kene vakaları özellikle Güney Almanya'da yaşandı. Burada kene konusunda bir tehlike olduğunu düşünmüyorum. Kene korkusu yüzünden o zaman evimizden dışarı çıkmayalım.
Almanya'da da kene bizi ısırabilir. Burada tatilde olmaktan son derece mutluyum. Tatil öncesi bu durumu bilseydim yine tatile gelmeyi düşünürdüm." Antalya'da tatil yapan Alman turistlerden emekli Marina Algrecht ise, Türkiye'nin yaşanabilecek bir ülke olduğunu belirterek "Türkiye'de kene vakası olaylarını gazetelerde okudum. Ancak bu konuda bir risk altında olduğumu düşünmüyorum. Bu vaka dünyanın her yerinde herkesin başına gelebilir. Tatil programı öncesinde kene vakalarını bilseydim yinede tatil için Türkiye'ye gelirdim. Eşimle birlikte iyi bir tatil geçiriyoruz. Burada hem eğlenip hem dinleniyoruz" dedi.
AESO BAŞKANI SERT: "HER ŞEY DAHİL'E STANDART GETİRİLMEZSE ESNAF KEPENK KAPATIR"
Antalya'nın Alanya ilçesindeki otellerin doluluk oranı yüzde 76,6'ya çıkmasına rağmen, esnafa yansımasının olmadığı bildirildi. 2008 yılı turizm sezonu otel işletmecilerinin yüzünü güldürürken, 'Her Şey Dahil Sistemi'nden dolayı esnaf düşünceli.
Alanya Esnaf ve Sanatkârlar Odası (AESO) Başkanı Ahmet Sert, otellerde uygulanan sisteme Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla bir standart getirilmesi gerektiğini söyledi.
Acentalar aracılığıyla 'Her Şey Dahil Sistemi' ile Türklerden daha ucuz tatil yapan turistler, kaldıkları otelden dışarı çıkmıyor. Sabah, öğle, akşam yemeklerini otelde yiyen turistler, kuaför, giyim ve diğer ihtiyaçlarını da buralardaki işyerlerinden karşılıyor. Denize uzak olan oteller de 'Turist dışarı çıkmasın' yaklaşımıyla müşterilerini özel araçlarla plaja götürüp getiriyor.
AESO Başkanı Ahmet Sert, otellerde uygulanan sisteme acilen standart getirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Otellerdeki doluluk oranı yüzde 80'lere ulaşmasına rağmen bu artışın cadde ve sokaklarda müşteri artışı olarak yansımadığının altını çizen Sert, sistemin bütün esnafları mağdur ettiğini kaydetti. Sert, böyle bir standardın getirilmemesi halinde çoğu esnafın kepenk kapatacağı uyarısında bulundu.
Alanya'ya gelen turistlerin esnaflara hiçbir katkısı olmadığı iddiasını ileri süren Sert, "Tam ve yarım pansiyonla Alanya'ya gelen turistler, yanlarına az miktarda para alıyorlar. Çünkü yemek, içmek ve yatmak gibi bütün ihtiyaçlarını otellerde karşılıyor. Bu sistem Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla acilen değiştirilmeli" dedi. Turizmcilerin aksine ilçede ticaretle uğraşanların haziran ayında büyük düşüşler yaşadığını hatırlatan Sert, sezona büyük umutlarla hazırlanan çoğu esnafın büyük hayal kırıklığına uğradığını belirtti.
Bankadan uzun vadeli kredi çekerek yeni işyeri açan Kerim Çelik, haziranın gelmesine rağmen çarşı esnafı olarak sinek avladıklarını söyledi. Çelik, çoğu gün siftah bile yapmadan dükkanını kapattığını ifade ederek, "Dükkanımı büyük umutlarla açmıştım. Şu anda bankadan çektiğim krediyi çok zor ödüyorum. Hiçbir kazancım yok. Kredi çekerek işyeri açmak isteyenler çok iyi düşünerek karar vermeli. Alanya'da esnaflık yapmak çok riskli" diye konuştu.
İlçede 8 yıldır kuaförlük yapan Ali Bilgiç ise geçen yıla göre çarşıya çıkan turist sayısında düşüş olduğuna değindi. "Geçen yıl bu ay içinde günde 10 turist kuaföre gelirdi" diyen Bilgiç, şunları söyledi: "Şu anda 1 ya da 2 turist tıraş olmak için dükkanıma geliyor. Otellerdeki sistemle ilçeye gelen turistler kuaför dahil bütün ihtiyaçlarını otelden karşılıyorlar. Bu bizi çok zor durumda bırakıyor. Evimize çocuklarımıza zor ekmek götürüyoruz."
Alanya Esnaf ve Sanatkârlar Odası (AESO) Başkanı Ahmet Sert, otellerde uygulanan sisteme Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla bir standart getirilmesi gerektiğini söyledi.
Acentalar aracılığıyla 'Her Şey Dahil Sistemi' ile Türklerden daha ucuz tatil yapan turistler, kaldıkları otelden dışarı çıkmıyor. Sabah, öğle, akşam yemeklerini otelde yiyen turistler, kuaför, giyim ve diğer ihtiyaçlarını da buralardaki işyerlerinden karşılıyor. Denize uzak olan oteller de 'Turist dışarı çıkmasın' yaklaşımıyla müşterilerini özel araçlarla plaja götürüp getiriyor.
AESO Başkanı Ahmet Sert, otellerde uygulanan sisteme acilen standart getirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Otellerdeki doluluk oranı yüzde 80'lere ulaşmasına rağmen bu artışın cadde ve sokaklarda müşteri artışı olarak yansımadığının altını çizen Sert, sistemin bütün esnafları mağdur ettiğini kaydetti. Sert, böyle bir standardın getirilmemesi halinde çoğu esnafın kepenk kapatacağı uyarısında bulundu.
Alanya'ya gelen turistlerin esnaflara hiçbir katkısı olmadığı iddiasını ileri süren Sert, "Tam ve yarım pansiyonla Alanya'ya gelen turistler, yanlarına az miktarda para alıyorlar. Çünkü yemek, içmek ve yatmak gibi bütün ihtiyaçlarını otellerde karşılıyor. Bu sistem Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla acilen değiştirilmeli" dedi. Turizmcilerin aksine ilçede ticaretle uğraşanların haziran ayında büyük düşüşler yaşadığını hatırlatan Sert, sezona büyük umutlarla hazırlanan çoğu esnafın büyük hayal kırıklığına uğradığını belirtti.
Bankadan uzun vadeli kredi çekerek yeni işyeri açan Kerim Çelik, haziranın gelmesine rağmen çarşı esnafı olarak sinek avladıklarını söyledi. Çelik, çoğu gün siftah bile yapmadan dükkanını kapattığını ifade ederek, "Dükkanımı büyük umutlarla açmıştım. Şu anda bankadan çektiğim krediyi çok zor ödüyorum. Hiçbir kazancım yok. Kredi çekerek işyeri açmak isteyenler çok iyi düşünerek karar vermeli. Alanya'da esnaflık yapmak çok riskli" diye konuştu.
İlçede 8 yıldır kuaförlük yapan Ali Bilgiç ise geçen yıla göre çarşıya çıkan turist sayısında düşüş olduğuna değindi. "Geçen yıl bu ay içinde günde 10 turist kuaföre gelirdi" diyen Bilgiç, şunları söyledi: "Şu anda 1 ya da 2 turist tıraş olmak için dükkanıma geliyor. Otellerdeki sistemle ilçeye gelen turistler kuaför dahil bütün ihtiyaçlarını otelden karşılıyorlar. Bu bizi çok zor durumda bırakıyor. Evimize çocuklarımıza zor ekmek götürüyoruz."
BAŞKAN KOCAOĞLU YASSICADA'DA TATİLCİLERLE SOHBET ETTİ
İzmirlilerin günübirlik tatil için tercih ettiği Yassıcada'da sezon başladı. Sezon açılışını vatandaşlarla birlikte yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmirlilere haftanın 6 günü 3 yıldır artmayan ulaşım ücreti ile ekonomik tatil imkanı sunduklarını söyledi. Bu sezon adada bazı eksiklikleri tamamladıklarını, çocuklar ve gençler için su kaydırağı yaptıklarını belirten Başkan Kocaoğlu, İzmirlilerin yaz sezonu boyunca adada gönüllerince eğlenmelerini diledi. Yol boyunca Başkan Kocaoğlu ile sohbet eden vatandaşlar, yaz aylarında Yassıcaada'nın İzmirliler için çok önemli bir tatil mekanı olduğunu söyleyerek, bu imkanı sağlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne teşekkür ettiler.
URLA'DAN SEFERLER BAŞLIYOR Urla'da vapurdan inen Başkan Kocaoğlu'nu karşılayan vatandaşlar kendi ilçelerinden de Yassıcaada'ya sefer yapılmasını istediler. Bunun üzerine Başkan Kocaoğlu, Cumartesi - Pazar günleri Urla'dan da adaya vapur seferlerini başlatma talimatı verdi. Buna göre, İzmir'den adaya sefer yapan vapurlar yolcuları adaya bıraktıktan sonra Urla'ya hareket edecek, Urla yolcularını alarak tekrar adaya dönecek, dönüşte İzmir seferinden yarım saat önce Urla yolcularını bıraktıktan sonra normal seferine devam edecek.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Grand Plaza tarafından işletilen Urla açıklarındaki Yassıcada'ya İZDENİZ tarafından yapılan vapur seferlerine son iki yıldır olduğu gibi bu sezonda da zam yapılmadı. Adaya gidiş-dönüş ücreti kişi başı 7.5 YTL olarak belirlenirken, 0-7 yaş arasından yine ücret alınmıyor.
Adaya sefer yapan vapurların yanaştığı iskele, bu yıl yenilendi. Geçtiğimiz yıl 44 bin 980 kişinin yararlandığı Yassıcada'ya bugüne kadar 345 bine yakın vatandaş ziyaret etti.
6 GÜN ADAYA SEFER Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu yıl da adaya Pazartesi hariç her gün gidilebilecek. Vapurlar Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri önce saat 08.30'da Karşıyaka İskelesi'nden, daha sonra saat 09.00'da Konak İskelesi'nden hareket edecek. Cumartesi ve Pazar günleri ise Karşıyaka ve Konak'tan birer olmak üzere toplam iki vapur saat 09.00'da kalkacak. Vapurlar, dönüşte ise saat 18.00'de adadan hareket edecek.
UCUZ TATİL Yassıcaada'da hizmet veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Grand Plaza Şirketi, adayı tercih eden İzmirlilere daha iyi hizmet verebilmek amacıyla hizmet yelpazesini her sezon daha da genişletti. Bu yıl da kafeterya, vatandaşların günlük yiyecek ihtiyaçlarına cazip fiyatlarla cevap vermeye devam ederken, vatandaşlar ayrıca, ateş yakmamak kaydıyla kendi yiyeceklerini de yanlarında getirebilecekler. 400 metrelik kumsalı, tertemiz denizi, kano, deniz bisikleti ve deniz muzuyla eğlenceli su sporları olanağı sunan adada, tatilcilerin güvenli bir gün geçirmesi amacıyla, Eşrefpaşa Hastanesi'nden bir doktor ve 1 hemşireden oluşan sağlık ekibinin yanı sıra bir de cankurtaran hazır bulunuyor.
URLA'DAN SEFERLER BAŞLIYOR Urla'da vapurdan inen Başkan Kocaoğlu'nu karşılayan vatandaşlar kendi ilçelerinden de Yassıcaada'ya sefer yapılmasını istediler. Bunun üzerine Başkan Kocaoğlu, Cumartesi - Pazar günleri Urla'dan da adaya vapur seferlerini başlatma talimatı verdi. Buna göre, İzmir'den adaya sefer yapan vapurlar yolcuları adaya bıraktıktan sonra Urla'ya hareket edecek, Urla yolcularını alarak tekrar adaya dönecek, dönüşte İzmir seferinden yarım saat önce Urla yolcularını bıraktıktan sonra normal seferine devam edecek.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Grand Plaza tarafından işletilen Urla açıklarındaki Yassıcada'ya İZDENİZ tarafından yapılan vapur seferlerine son iki yıldır olduğu gibi bu sezonda da zam yapılmadı. Adaya gidiş-dönüş ücreti kişi başı 7.5 YTL olarak belirlenirken, 0-7 yaş arasından yine ücret alınmıyor.
Adaya sefer yapan vapurların yanaştığı iskele, bu yıl yenilendi. Geçtiğimiz yıl 44 bin 980 kişinin yararlandığı Yassıcada'ya bugüne kadar 345 bine yakın vatandaş ziyaret etti.
6 GÜN ADAYA SEFER Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu yıl da adaya Pazartesi hariç her gün gidilebilecek. Vapurlar Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri önce saat 08.30'da Karşıyaka İskelesi'nden, daha sonra saat 09.00'da Konak İskelesi'nden hareket edecek. Cumartesi ve Pazar günleri ise Karşıyaka ve Konak'tan birer olmak üzere toplam iki vapur saat 09.00'da kalkacak. Vapurlar, dönüşte ise saat 18.00'de adadan hareket edecek.
UCUZ TATİL Yassıcaada'da hizmet veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Grand Plaza Şirketi, adayı tercih eden İzmirlilere daha iyi hizmet verebilmek amacıyla hizmet yelpazesini her sezon daha da genişletti. Bu yıl da kafeterya, vatandaşların günlük yiyecek ihtiyaçlarına cazip fiyatlarla cevap vermeye devam ederken, vatandaşlar ayrıca, ateş yakmamak kaydıyla kendi yiyeceklerini de yanlarında getirebilecekler. 400 metrelik kumsalı, tertemiz denizi, kano, deniz bisikleti ve deniz muzuyla eğlenceli su sporları olanağı sunan adada, tatilcilerin güvenli bir gün geçirmesi amacıyla, Eşrefpaşa Hastanesi'nden bir doktor ve 1 hemşireden oluşan sağlık ekibinin yanı sıra bir de cankurtaran hazır bulunuyor.
ERDEMOĞLU'NDAN MÜŞTERİLERİNE 100 ÖZEL HEDİYE
Aydın'da faaliyet gösteren bir firma yeni oluşturduğu internet sitesine üye olan müşterilerinden kura ile belirlenen ilk 100 lişiye çeşitli hediyeler dağıttı. Hava sıcaklığının iyice artması ve tatil sezonunun gelmesiyle birlikte düzenledikleri kampanyanın istedikleri hedefe ulaşamadığı açıklayan firma yetkilisi, ilgisizlikten yakınarak kampanyayı bir hafta süreyle daha uzattıklarını belirtti.
Aydınlılara 30 yılı aşkın bir süredir halı ve avize sektöründe hizmet veren Erdemoğlu firması; Aydın-Muğla karayolu üzerinde faaliyette olan Erdemoğlu Home isimli şubelerinin 10'uncu kuruluş yıl dönümü nedeniyle, özel bir hediye kampanyası düzenledi. Kampanyada firmaya ait internet sitesine 15 Haziran 2008 tarihinde 13.00 ile 15.00 saatleri arasında üye olan ziyaretçi ve müşteriler arasından kura ile hediye dağıtımı yapıldı. 100 özel ödülün dağıtılacağı duyurulan kampanya ilgi beklenenden az olunca firma dün sona eren kampanyayı bir haffa daha devam ettirme kararı alırken, hediye kazanan az sayıda talihli hediyelerini Firma Yetkilisi Ali Erdem'in elinden aldı.
Kampanya hakkında bilgiler veren Firma Yetkilisi Ali Erdem, 30 yılı aşkın bir süredir Aydın halkının destekleriyle hizmetlerini sürdürdüklerini söyledi. Hem kendilerini desteklen vatandaşlara çeşitli hediyeler vererek teşekkür etmek hem de Erdemoğlu Home isimli işyerlerinin 10'uncu kuruluş yıldönümünün kutlamak için bu hediye kampanyasını düzenlediklerini belirten Erdem, "Hediye vereceğimiz 100 kişiyi tespit etmek içinde ziyaretçi ve müşterilerimizin internet sitemize üye olmalarını istedik. Biz başvuruların yoğun olacağını tahmin ediyorduk. Ama aldığımız üye listesinde yer alan isim sayısı henüz 50 civarlarında olduğu için, kampanyamızı bir hafta daha devam ettirme kararı aldık. Hediye almaya hak kazanan talihlilerimizin çok az bir kısmı hediyeleri alırken, gerek havaların ısınması gerekse de tatil sezonunun başlamasıyla çoğu kişi daha hediyelerini almadı" dedi.
AYDINLILAR KENDİ FİRMALARINA SAHİP ÇIKMIYOR Düzenledikleri kampanyada ortaya çıkan sonuçların kendilerini çok üzdüğüne değinen Erdem, Aydınlıların kendi illerinin firmalarına yeteri kadar sahip çıkmadığını iddia etti. Yerli firmalardan yapılacak alış-verişlerde oluşan ekonomik hareketliliğin gene orada kaldığına işaret eden Erdem, "Vatandaşlarımız hiç fiyat araştırması yapmadan, girdikleri büyük alış-veriş merkezlerinden tüm ihtiyaçlarını aynı anda karşılamaya çalışıyorlar. Halbuki bizim fiyatlarımız oradakilerin çok daha altında. Bence ihtiyaç duyulan tüm malzemelerin en uygun neredeyse gidip oradan alınmalı. ‘Gelmişken bunu da alayım' anlayışı hiç doğru değil. Bir de yabancı firmalardan yapılan alış-verişlerin Aydın'a faydası olmuyor. Onlar karları toplayıp götürüyorlar. Ben halkımızı yerli firmalara sahip çıkmaya davet ediyorum. Böylece hem biz ayakta kalarak onlara geri dönüşüm sağlarız hem de vatandaşımız daha ucuza ihtiyaçlarını karşılamış olurlar" diye konuştu.
Konuşmaların ardından hediye çekilişinin talihlilerinden ve önümüzdeki ay evlenecek olan eczacı Nuri Korkmaz ile bankacı Emel Kazanır çifti hediyelerini Firma Yetkilisi Ali Erdem'in elinden teslim eldi. Aldıkları hediyenin ihtiyaçları olan bir ürün olduğunu ifade eden nişanlı çift, düzenledikleri kampanya için firmaya teşekkür etti.
Aydınlılara 30 yılı aşkın bir süredir halı ve avize sektöründe hizmet veren Erdemoğlu firması; Aydın-Muğla karayolu üzerinde faaliyette olan Erdemoğlu Home isimli şubelerinin 10'uncu kuruluş yıl dönümü nedeniyle, özel bir hediye kampanyası düzenledi. Kampanyada firmaya ait internet sitesine 15 Haziran 2008 tarihinde 13.00 ile 15.00 saatleri arasında üye olan ziyaretçi ve müşteriler arasından kura ile hediye dağıtımı yapıldı. 100 özel ödülün dağıtılacağı duyurulan kampanya ilgi beklenenden az olunca firma dün sona eren kampanyayı bir haffa daha devam ettirme kararı alırken, hediye kazanan az sayıda talihli hediyelerini Firma Yetkilisi Ali Erdem'in elinden aldı.
Kampanya hakkında bilgiler veren Firma Yetkilisi Ali Erdem, 30 yılı aşkın bir süredir Aydın halkının destekleriyle hizmetlerini sürdürdüklerini söyledi. Hem kendilerini desteklen vatandaşlara çeşitli hediyeler vererek teşekkür etmek hem de Erdemoğlu Home isimli işyerlerinin 10'uncu kuruluş yıldönümünün kutlamak için bu hediye kampanyasını düzenlediklerini belirten Erdem, "Hediye vereceğimiz 100 kişiyi tespit etmek içinde ziyaretçi ve müşterilerimizin internet sitemize üye olmalarını istedik. Biz başvuruların yoğun olacağını tahmin ediyorduk. Ama aldığımız üye listesinde yer alan isim sayısı henüz 50 civarlarında olduğu için, kampanyamızı bir hafta daha devam ettirme kararı aldık. Hediye almaya hak kazanan talihlilerimizin çok az bir kısmı hediyeleri alırken, gerek havaların ısınması gerekse de tatil sezonunun başlamasıyla çoğu kişi daha hediyelerini almadı" dedi.
AYDINLILAR KENDİ FİRMALARINA SAHİP ÇIKMIYOR Düzenledikleri kampanyada ortaya çıkan sonuçların kendilerini çok üzdüğüne değinen Erdem, Aydınlıların kendi illerinin firmalarına yeteri kadar sahip çıkmadığını iddia etti. Yerli firmalardan yapılacak alış-verişlerde oluşan ekonomik hareketliliğin gene orada kaldığına işaret eden Erdem, "Vatandaşlarımız hiç fiyat araştırması yapmadan, girdikleri büyük alış-veriş merkezlerinden tüm ihtiyaçlarını aynı anda karşılamaya çalışıyorlar. Halbuki bizim fiyatlarımız oradakilerin çok daha altında. Bence ihtiyaç duyulan tüm malzemelerin en uygun neredeyse gidip oradan alınmalı. ‘Gelmişken bunu da alayım' anlayışı hiç doğru değil. Bir de yabancı firmalardan yapılan alış-verişlerin Aydın'a faydası olmuyor. Onlar karları toplayıp götürüyorlar. Ben halkımızı yerli firmalara sahip çıkmaya davet ediyorum. Böylece hem biz ayakta kalarak onlara geri dönüşüm sağlarız hem de vatandaşımız daha ucuza ihtiyaçlarını karşılamış olurlar" diye konuştu.
Konuşmaların ardından hediye çekilişinin talihlilerinden ve önümüzdeki ay evlenecek olan eczacı Nuri Korkmaz ile bankacı Emel Kazanır çifti hediyelerini Firma Yetkilisi Ali Erdem'in elinden teslim eldi. Aldıkları hediyenin ihtiyaçları olan bir ürün olduğunu ifade eden nişanlı çift, düzenledikleri kampanya için firmaya teşekkür etti.
YAZ AYLARI İLE BİRLİKTE TUR ŞİRKETLERİ CAZİP TATİL İMKANLARI SUNUYOR
Yaz aylarının başlaması ve turizm sezonunun açılması ile birlikte tur şirketleri de cazip tatil imkanları sunmaya başladı.
Gaziantep'te özel bir tur şirketinin ortaklarından Murat Tekeoğlu, ''Okul gezilerinin bittiği bu dönemde iç turizme yönelik turlar düzenliyoruz. İlkbahar mevsimi ağırlıklı olarak kültür turizmi ile geçti. Havaların ısınması ile birlikte deniz ve güneş turizmi başladı. Bu çerçevede vatandaşlarımıza en ucuz tatil imkanlarını sunmaya çalışıyoruz. Şu anda Akdeniz Bölgesi'nde 3 öğün açık büfe, alkollü-alkolsüz içecekler dahil 40-45 YTL gecelik ücretle otel rezervasyonları yapıyoruz. Tatil beldeleri arasında Antalya, Alanya, Fethiye, Kuşadası gibi yerler var'' dedi.
Günübirlik turlar da düzenlediklerini kaydeden Tekeoğlu, ''Özellikle bu dönemde Karadeniz turlarımıza oldukça fazla talep var. Karadeniz Bölgesine bir haftalık turlar düzenliyoruz. Ücret olarak da kişi başına 400 YTL alıyoruz. Buna konaklama, yemek, ulaşım hepsi dahil. İnsanlar 400 YTL ücretle bir hafta tatil yapma imkanı buluyorlar. Ancak bu turları düzenleyebilmemiz için grup halinde başvuru yapılması gerekiyor. Grup sayısı ise en az 15 kişiden oluşmalı'' diye konuştu.
Tekeoğlu, gidilebilecek tatil yerleri konusunda da bazı tavsiyelerde bulunarak, ''Vatandaşlarımız kültür turu istiyorlarsa şu anda Nemrut'a gitmenin tam zamanı. Çünkü kışın soğuk olduğu için gidilemiyor. Kapadokya'ya gideceklere de şu an özel imkanlar sunuyoruz. Bir gece konaklama, açık büfe yemek dahil 120 YTL. Bir de sonbaharda kültür turlarına katılmak isteyen vatandaşlarımız şimdiden rezervasyon yaparlarsa yüzde 20-30 oranında indirim yapıyoruz'' şeklinde konuştu.
Gaziantep'te özel bir tur şirketinin ortaklarından Murat Tekeoğlu, ''Okul gezilerinin bittiği bu dönemde iç turizme yönelik turlar düzenliyoruz. İlkbahar mevsimi ağırlıklı olarak kültür turizmi ile geçti. Havaların ısınması ile birlikte deniz ve güneş turizmi başladı. Bu çerçevede vatandaşlarımıza en ucuz tatil imkanlarını sunmaya çalışıyoruz. Şu anda Akdeniz Bölgesi'nde 3 öğün açık büfe, alkollü-alkolsüz içecekler dahil 40-45 YTL gecelik ücretle otel rezervasyonları yapıyoruz. Tatil beldeleri arasında Antalya, Alanya, Fethiye, Kuşadası gibi yerler var'' dedi.
Günübirlik turlar da düzenlediklerini kaydeden Tekeoğlu, ''Özellikle bu dönemde Karadeniz turlarımıza oldukça fazla talep var. Karadeniz Bölgesine bir haftalık turlar düzenliyoruz. Ücret olarak da kişi başına 400 YTL alıyoruz. Buna konaklama, yemek, ulaşım hepsi dahil. İnsanlar 400 YTL ücretle bir hafta tatil yapma imkanı buluyorlar. Ancak bu turları düzenleyebilmemiz için grup halinde başvuru yapılması gerekiyor. Grup sayısı ise en az 15 kişiden oluşmalı'' diye konuştu.
Tekeoğlu, gidilebilecek tatil yerleri konusunda da bazı tavsiyelerde bulunarak, ''Vatandaşlarımız kültür turu istiyorlarsa şu anda Nemrut'a gitmenin tam zamanı. Çünkü kışın soğuk olduğu için gidilemiyor. Kapadokya'ya gideceklere de şu an özel imkanlar sunuyoruz. Bir gece konaklama, açık büfe yemek dahil 120 YTL. Bir de sonbaharda kültür turlarına katılmak isteyen vatandaşlarımız şimdiden rezervasyon yaparlarsa yüzde 20-30 oranında indirim yapıyoruz'' şeklinde konuştu.
RUS KONTENJANINDAN UCUZ TATİL
Rusya’daki gücünü iç pazarda kullanan Odeon Tours, bu sayede yerli turistlere Ruslardan 250 dolar, Avrupalılardan 200 euro daha ucuza tatil yaptırıyor. Odeon’un iç pazar tatil paketleri 572 YTL’den başlıyor Rusya ve BDT ülkelerinden Türkiye’ye en çoturist getiren tur operatörlerinden Odeon Tours, bu alandaki gücünü iç pazarda da kullanınca yerli turist Ruslardan 250 dolar, Avrupalılardan ise 200 euro daha ucuza tatil yapma fırsatını yakaladı. Geçen sezon iç turizm pazarına da giren Odeon yurtdışında uygulanan konaklama, ulaşım, transfer, rehberlik, şehir gezisi, seyahat sigortası gibi tatili bir paket haline getirerek satınca yerli turistler de yabancılar gibi ucuza tatil imkanına kavuştu. Odeon’un iç pazara yönelik tatil paketiyle 5 yıldızlı otelde bir hafta kişi başına 572 YTL’ye, 4 yıldızlı otellerde 527 YTL’ye, 3 yıldızlı otellerde ise 480 YTL’ye tatil yapmak mümkün hale geldi. Ünlü oteller de paketteRusya ve BDT ülkelerinden yılda 700 bine yakın turisti Türkiye’ye getiren ve bu yüzden de otelcilerin gözdesi olan Odeon, bu gücünü yerli turist için de kullanmaya başladı. Yıllardır ‘yerliye pahalı yabancıya ucuz tatil inanışını’ da ortadan kaldıran uygulamayla, iç pazarda bu yıl 40 bin yerli turiste tatil yaptıracaklarını söyleyen Odeon Tours İç Pazar Yöneticisi Fuat Ersoy, “Yerli turist Avrupalı turist ile aynı olanaklardaki tatile 200 euro, Rus turistlerden ise 250 dolar daha ucuza ulaşabilecek” dedi. Bu kadar uygun tatil paketleri hazırlamalarında grubun büyüklüğünün ve Rusya ile BDT ülkelerinden getirdikleri turist sayısının önemli bir payı olduğunu belirten Ersoy, “Odeon Tours olarak biz her yıl Türkiye’de yurtdışından 700 binden fazla insana tatil yaptırıyoruz. Bu nedenle otellerle pazarlık yaparken bu toplu satın alma gücümüz etkili oldu. Antalya Bölgesi’nde 57, Bodrum ve Dalaman Bölgesi’nde Baia, Fuga gibi ünlü 60 otelle anlaşmamız var”açıklamasını yaptı.
YERLİ TURİST BU YAZ YABANCIDAN 200 EURO DAHA UCUZA TATİL YAPACAK
Rusya ağırlıklı çalışan turizm şirketi Odeon Tur, bu yıl yerli turist için hazırladığı tatil paketleriyle ’Yabancıya ucuz, Türklere pahalı tatil’ anlayışını tersine çevirmeyi hedefliyor.
Odeon Tur İç Pazar Yöneticisi Fuat Ersoy, "İç pazara da, dış pazardan daha cazip tatil paketleri sunuyoruz. Beş yıldızlı otelde bir hafta her şey dahil konaklama, uçakla ulaşım, transferler ve şehir turu dahil tatil programları satmaya başladık" dedi.
Yatak kapasitesi fazla
Ersoy, hazırladıkları yeni tatil seçenekleriyle Türklerin yabancı turistlerden aynı olanaklardaki tatile 200 Euro daha ucuza yapabileceklerine dikkat çekti. Ersoy, "Yerli turist, Rusya’dan gelen turistten de 250 dolar daha ucuza tatil yapabilecek. Bunu sağlamamızda uçak hareketinin büyük rolü var. Antalya’daki yatak kapasitesinin fazlalığı, enflasyonun ve döviz kurunun fazla yükselmeyişi de etkendir" diye konuştu.
7 günlük paketler
Fuat Ersoy, yaz boyunca her hafta 7 günlük paket tatil programları düzenlediklerini belirtti. Bu paket programlarla iç pazara da dış pazardan daha cazip tatil paketleri sunduklarını söyleyen Ersoy, şöyle konuştu: "Bir hafta beş yıldızlı bir otelde her şey dahil konaklama, uçakla ulaşım, transferler ve bir şehir turu dahil fiyat 572 YTL. Uçak, transfer, 7 gece her şey dahil konaklamanın olduğu 4 yıldızlı otel 527 YTL, üç yıldızlı otel 480 YTL’den satılıyor. Ayrıca anlaşmalı bankaların kredi kartlarıyla da taksit olanakları sunuyoruz." Fuat Ersoy, iç pazarın da erken rezervasyona alıştığını, Haziran ayına kadar düzenlenen erken rezervasyon indiriminden 16 bin kişinin faydalandığını sözlerine ekledi.
Odeon Tur İç Pazar Yöneticisi Fuat Ersoy, "İç pazara da, dış pazardan daha cazip tatil paketleri sunuyoruz. Beş yıldızlı otelde bir hafta her şey dahil konaklama, uçakla ulaşım, transferler ve şehir turu dahil tatil programları satmaya başladık" dedi.
Yatak kapasitesi fazla
Ersoy, hazırladıkları yeni tatil seçenekleriyle Türklerin yabancı turistlerden aynı olanaklardaki tatile 200 Euro daha ucuza yapabileceklerine dikkat çekti. Ersoy, "Yerli turist, Rusya’dan gelen turistten de 250 dolar daha ucuza tatil yapabilecek. Bunu sağlamamızda uçak hareketinin büyük rolü var. Antalya’daki yatak kapasitesinin fazlalığı, enflasyonun ve döviz kurunun fazla yükselmeyişi de etkendir" diye konuştu.
7 günlük paketler
Fuat Ersoy, yaz boyunca her hafta 7 günlük paket tatil programları düzenlediklerini belirtti. Bu paket programlarla iç pazara da dış pazardan daha cazip tatil paketleri sunduklarını söyleyen Ersoy, şöyle konuştu: "Bir hafta beş yıldızlı bir otelde her şey dahil konaklama, uçakla ulaşım, transferler ve bir şehir turu dahil fiyat 572 YTL. Uçak, transfer, 7 gece her şey dahil konaklamanın olduğu 4 yıldızlı otel 527 YTL, üç yıldızlı otel 480 YTL’den satılıyor. Ayrıca anlaşmalı bankaların kredi kartlarıyla da taksit olanakları sunuyoruz." Fuat Ersoy, iç pazarın da erken rezervasyona alıştığını, Haziran ayına kadar düzenlenen erken rezervasyon indiriminden 16 bin kişinin faydalandığını sözlerine ekledi.
14 Şubat 2008 Perşembe
Tatil yöresi
GEZİYORUMSığacık Ailece gidebileceğiniz huzurlu ve sakin bir tatil yöresi olan Sığacık; üzüm, mandalina, zeytin gibi ürünlerin yanı sıra turizmde gösterdiği gelişme ile dikkat çekiyor
9 Ocak 2008 Çarşamba
Üftade İlköğretim Öğrencileri Yarıyıl Tatilini İngiltere'de Geçirecek
Uşak Özel Üftade İlköğretim Okulu öğrencileri, yarıyıl tatilini daha verimli geçirmek, öğrendikleri İngilizceyi günlük hayatta uygulamaya dökmek amacıyla İngiltere yolculuğuna hazırlanıyor. Öğrenciler, GEOS General English Academy Course aracılığıyla yedi günlük özel bir programa dahil olacak. Saat 09.00 ile 12.15 arası İngilizce Special Course'a katılacak öğrenciler, öğleden sonra rehber öğretmenleriyle birlikte İngiltere'nin tarihî, kültürel, turistik yerlerini ve önemli eğitim kurumlarını gezecek. Aynı zamanda İngiliz ailelerin yanında kalıp kültürlerini tanıyacak olan öğrenciler, Türk milletini de dünya birliği çatısı altında tanıtmayı amaçlıyor. İngiltere tatilini değerlendiren Özel Üftade İlköğretim Okulu Müdürü Sadi Yanık, amaçlarının öğrencilerinin hem iyi bir tatil geçirmesi hem de yeni bir şeyler öğrenmesi olduğunu söyledi
31 Aralık 2007 Pazartesi
Safranbolu'nun mini gezi araçları
Safranbolu yine bir ilke imza attı ve hiçbir yerde bulunmayan bir uygulamayı başlatarak, farklılığını gözler önüne sermeyi başardı. Mini golf araçları, Safranbolu'da konukların hizmetine sunuldu. Bir golf sahasında değil, Safranbolu sokaklarında. Gidenler, kiraladıkları mini araçlarla, tarihi kenti güzel hazırlanmış bir gezi programıyla, daha az yorularak, doğru bilgiler alarak ve üç ayrı lisanda hazırlanmış anlatımlarla geziyorlar.
Bir turizm şirketi tarafından hizmete konulan mini araçlar, turistlerin kenti daha kısa bir süre içinde gezmelerini sağlıyor. Gidenler, bol konaklı, Arnavut kaldırımlı bu unutulmaz yörenin her yerini daha rahat gezip, farklı ve yanlış anlatımlara da muhatap olmadan dinleme olanağ buluyorlar
Bir turizm şirketi tarafından hizmete konulan mini araçlar, turistlerin kenti daha kısa bir süre içinde gezmelerini sağlıyor. Gidenler, bol konaklı, Arnavut kaldırımlı bu unutulmaz yörenin her yerini daha rahat gezip, farklı ve yanlış anlatımlara da muhatap olmadan dinleme olanağ buluyorlar
The Marmara Antalya’da Yılbaşında Latin Rüzgarı…
Catia Werneck’s band & Dancers grubu Brezilya’nın Samba/Latin ateşini yılbaşında dünyanın ilk ve tek dönen oteli The Marmara Antalya’ya taşıyor… Yeni yılı dünyanın ilk ve tek dönen otelinde karşılayanlar, Brezilyalı Catia Werneck’s band & Dancers grubunun, sıcak latin danslarıyla eğlencenin, The Marmara’nın tecrübeli şeflerinin hazırladığı özel yılbaşı mönüsüyle lezzetin tadına varacaklar. Muhteşem Akdeniz manzarası ile ünlü falezlerin kıyısında yer alan, dünyanın ilk ve tek dönen oteli The Marmara Antalya, keyifli ve eğlenceli bir yılbaşı tatili sunuyor. Tecrübeli The Marmara şeflerinin hazırladığı birbirinden lezzetli tatların sunulacağı özel yılbaşı yemeği ile başlayacak yeni yıl gecesi, Brezilyalı Catia Werneck’s band & Dancers grubunun, ateşli Samba gösterisi ile devam edecek. The Marmara Antalya’nın ana binasında 208 oda yer alıyor. Dünyanın ilk ve tek dönen oteli olma özelliği taşıyan Revolving Loft’ta ise 24 adet özel dizayn edilmiş oda bulunuyor. The Marmara Antalya kaliteli hizmeti, harika eğlence imkanları, mükemmel yemek ve spor tesisleri ve rahatlatıcı tarzı ile diğer otellerden çok farklı.
Tel: 0.242.249 36 00
Tel: 0.242.249 36 00
Sözbir Royal Residence Hotel’de Sultanlara Layık Bir Yılbaşı Kutlaması Sizi Bekliyor
Sözbir Royal Residence Hotel’de, 2008 yılı kutlamalarını, Osmanlı zenginliği, canlı müzik ve DJ eşliğinde ayrıcalıklı yaşayın... Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan, İstanbul’un tarihini Boğazın eşsiz güzelliğiyle bütünleştiren Sözbir Royal Residence Hotel, yılbaşına özel zengin bir program hazırladı. Dolmabahçe Sarayı’nın hemen karşısında yer alan Sözbir Royal Residence Hotel, Tarihi Yarımada’dan İstanbul Boğazı’na kadar uzanan eşsiz manzarasıyla, konuklarını yeni yıla girerken büyüleyecek. Canlı müzik eşliğinde saat: 20.30 ile 21.00 arasında hoşgeldiniz kokteyli ile başlayan yeni yıl balosu; akşam yemeği süresince dans müzikleri, saat: 23.00’dan gece sonuna kadar canlı DJ ve oryantal show eşliğinde devam edecek... Aileniz ve dostlarınızla coşku içinde karşılayacağınız 2008’de, Sözbir Royal Residence Hotel’de sultanlara layık bir yılbaşı kutlaması sizleri bekliyor..
Yılbaşı Yemeği, limitsiz yerli içki kişi başı: 170.-YTL
10 Kişi üzeri gruplarda, kişi başı 150.YTL
Yılbaşı Konaklama Paketi:
Apart Oda iki kişilik suit oda + brunch + yılbaşı balosu 440 YTL
Pascha suite iki kişilik suit oda + brunch + yılbaşı balosu 520 YTL
Royal suite iki kişilik suit oda +brunch + yılbaşı balosu 590 YTL
Sultan suite iki kişilik suit oda +brunch + yılbaşı balosu 750 YTL
Tel: 0.216.495 70 00
Yılbaşı Yemeği, limitsiz yerli içki kişi başı: 170.-YTL
10 Kişi üzeri gruplarda, kişi başı 150.YTL
Yılbaşı Konaklama Paketi:
Apart Oda iki kişilik suit oda + brunch + yılbaşı balosu 440 YTL
Pascha suite iki kişilik suit oda + brunch + yılbaşı balosu 520 YTL
Royal suite iki kişilik suit oda +brunch + yılbaşı balosu 590 YTL
Sultan suite iki kişilik suit oda +brunch + yılbaşı balosu 750 YTL
Tel: 0.216.495 70 00
Dedeman Şile’de yılbaşına özel 5 yıldızlı tatil
Dedeman Şile, ‘Yılbaşı’na özel keyifli tatil alternatifleri ile İstanbul’un karmaşası, gürültüsü ve yoğunluğundan kaçarak soluğu Şile’de almak isteyenleri çok özel tatil paketleriyle ağırlıyor.
Dedeman Şile, 2008 yılının ilk saatlerini neşeyle karşılamak isteyen misafirlerine ‘Yılbaşı Galası’ndan Tayfun Duygulu Orkestrası’na kadar geniş bir eğlence seçeneği sunuyor. Dedeman Şile’nin her zevke uygun yılbaşı programları, müzik, dans, eğlence ve lezzeti bir araya getiriyor. 29 – 31 Aralık 2007 tarihlerinde geçerli olan özel paketler kapsamında, konuklar, Şile’ye özgü seçkin kahvaltı ile kapalı havuzunda yüzme, Türk hamamı, fitness ve saunanın ücretsiz kullanımından yararlanıyor. 4 ile 12 yaş arasındaki çocukların, ebeveyn odalarındaki konaklamalarının 40 YTL olduğu Dedeman Şile’de, 0 ile 3 yaş arası çocuklar ücretsiz konaklıyor. Konaklamalarda, iki kişilik oda, kahvaltı ve KDV dahil iki kişi yılbaşı gecesi gala dahil ve ertesi gün brunch 475 YTL iken, iki gecelik konaklamalarda iki kişilik oda, kahvaltı ve KDV dahil iki gece 650 YTL’dir.
Tel: 0.216.712 24 24
Dedeman Şile, 2008 yılının ilk saatlerini neşeyle karşılamak isteyen misafirlerine ‘Yılbaşı Galası’ndan Tayfun Duygulu Orkestrası’na kadar geniş bir eğlence seçeneği sunuyor. Dedeman Şile’nin her zevke uygun yılbaşı programları, müzik, dans, eğlence ve lezzeti bir araya getiriyor. 29 – 31 Aralık 2007 tarihlerinde geçerli olan özel paketler kapsamında, konuklar, Şile’ye özgü seçkin kahvaltı ile kapalı havuzunda yüzme, Türk hamamı, fitness ve saunanın ücretsiz kullanımından yararlanıyor. 4 ile 12 yaş arasındaki çocukların, ebeveyn odalarındaki konaklamalarının 40 YTL olduğu Dedeman Şile’de, 0 ile 3 yaş arası çocuklar ücretsiz konaklıyor. Konaklamalarda, iki kişilik oda, kahvaltı ve KDV dahil iki kişi yılbaşı gecesi gala dahil ve ertesi gün brunch 475 YTL iken, iki gecelik konaklamalarda iki kişilik oda, kahvaltı ve KDV dahil iki gece 650 YTL’dir.
Tel: 0.216.712 24 24
Taxim Hill Hotel'de yeni yıl keyfi
Special Class kategorisinde hizmet veren Taxim Hill Hotel; yeni yılı 9. katta yer alan, Taksim Meydanı ve Boğaz Manzaralı Hill Terrace Restaurant'taki yılbaşı gala yemeği ile karşılayacak... 19:00'da “welcome koktetyl” ile başlayacak yılbaşı gala yemeği ile birlikte limitsiz yerli içkinin ve şampanyanın servis edilecek. Gecenin, ilerleyen saatlerinde İşkembe Çorbası sunulacak. DJ ve canlı müzik performansıyla 02:00'ye kadar devam edecek bu özel yemeğin kişibaşı fiyatı: 80 Euro +KDV Yeni yılın ilk sabahını İstanbul'un kalbinin attığı Taksim Meydanı'nda, Taxim Hill Hotel'de karşılamak isteyenler için ise konaklama, yılbaşı gala yemeği ve özel yeni yıl kahvaltısından oluşan yılbaşı paketi bulunuyor. Özel sınıf kategorisinde hizmet veren Taxim Hill Hotel'deki bu özel yılbaşı paketinin 2 kişilik fiyatı ise: 290 Euro (KDV Dahil)
Tel: 0.212.334 85 00
Tel: 0.212.334 85 00
The Ritz-Carlton, Istanbul’da size özel bir yeni yıl masalı...
Muhteşem Boğaz manzarası, leziz yemekler, seçkin bir ambians, canlı müzik ve şıklık... Yılbaşını tüm bunları bulabileceğiniz bir yerde gerçirmek istiyorsanız; Çintemani Restaurant sizin için doğru adres. The Ritz-Carlton, Istanbul’un Executive Chef’i Marcel Nosari yönetimindeki usta şefler tarafından hazırlanacak, Çintemani Restaurant Yılbaşı Akşam Yemeği limitsiz yerli içki eşliğinde kişi başı 330 YTL. 2008’e farklı bir başlangıç yapmak isterseniz, The Ritz-Carlton, Istanbul’un konaklama paketi alternatiflerini incelemeden plan yapmayın. Yeni Yıl paketleri çift kişilik konaklama için 230 Euro’dan başlıyor. (Belirtilen fiyata KDV dahil değil.) 1 Ocak Salı sabahı Çintemani Restaurant’ın Yeni Yıl Brunch’ında geleneksel Türk ve Akdeniz mutfaklarının usta eller tarafından hazırlanacak en leziz örneklerini tadarak 2008’e keyifli bir “günaydın” diyebilirsiniz. Ocak Yeni Yıl Brunch’ı sınırsız Martini Brüt ve Bloody Mary kokteyl alternatifleri ikramı ise kişi başı 111 YTL.
Gözlerinizi kapatın ve yeni yıl için dilek tutun…
Richmond Nua Wellness-Spa, sizleri yeni yılda yeni hayaller kurmaya davet ediyor. Tüm yılın yorgunluğunu, Avrupa’nın en donanımlı spa’sında atacak ve yeni yıla özel hazırlanan ‘Nua Royale’ masajıyla hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Yeni yıla şehirden uzak, Sapanca Gölü kıyısında, doğa içinde, sadece kuş seslerini duyabileceğiniz bir ortamda girmeye ne dersiniz? Richmond Nua’da 2008’e hem yenilenerek hem de eğlenerek girmeniz mümkün. Vizyonu; evreni müzik ile kucaklamak olan ENBE Orkestrası bu yılbaşı gecesi sizlerle birlikte olacak. Richmond Nua’nın Mutfak Danışmanı ünlü İtalyan Şef Carlo Bernardini’nin yılbaşına özel hazırladığı menü ise hem damaklarınızı tatlandıracak hem de göz zevkinize hitap edecek.
Tel: 0.264.582 26 86
Tel: 0.264.582 26 86
Avrupa’nın en iyi otelinde unutulmayacak bir yılbaşı…
Sayısız ödüllere layık görülen For Seasons Hotel Istanbul’da, mum ışığı eşliğinde romantik bir ortam ve canlı müzik ile keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Dünya mutfaklarından örneklerin sunulacağı Yılbaşı mönüsüne, Sultanahmet’in otantik atmosferiyle bütünleşen Four Seasons’ın zarif ambiansı eşlik edecek. Seasons Restaurant’ta Noel yemeği kişi başı KDV dahil 105 YTL. Hoşgeldiniz içeceği, özel Gala yemeği, kokteyl ve limitsiz yerli içkinin dahil olduğu Yeni Yıl programı ise kişi başı KDV dahil 250 YTL.
Tel: 0.212.638 82 00
Tel: 0.212.638 82 00
Ceylan Intercontinental’den muhteşem yılbaşı paketi
Yeni yılın ilk gününü Boğaz’ın üzerinde yükselen gün ışığıyla karşılamak isteyenlere
Ceylan InterContinental Istanbul’un harika bir önerisi var. 31 Aralık 2007 – 1 Ocak 2008
tarihleri arasında geçerli olan çok özel Yeni Yıl Paketi! Balo Salonu’nda canlı müzik eşliğinde altı ayrı lezzetten oluşan set menü ve limitsiz yerli içkinin dahil olduğu muhteşem yeni yıl kutlaması, konaklama, yeni yılın ilk günü 12:00 – 15:00 saatleri arasında The Brasserie’de harika bir brunch veya açık büfe kahvaltı. Hepsi bu özel paketin içinde.1 gece, standart odada 2 kişi, KDV hariç 410 Euro. Ebeveynleri ile aynı odada konaklayan 0-12 yaş arası çocuklar ise otelin misafiri olacaklar.
Tel: 0.212.368 44 44
Ceylan InterContinental Istanbul’un harika bir önerisi var. 31 Aralık 2007 – 1 Ocak 2008
tarihleri arasında geçerli olan çok özel Yeni Yıl Paketi! Balo Salonu’nda canlı müzik eşliğinde altı ayrı lezzetten oluşan set menü ve limitsiz yerli içkinin dahil olduğu muhteşem yeni yıl kutlaması, konaklama, yeni yılın ilk günü 12:00 – 15:00 saatleri arasında The Brasserie’de harika bir brunch veya açık büfe kahvaltı. Hepsi bu özel paketin içinde.1 gece, standart odada 2 kişi, KDV hariç 410 Euro. Ebeveynleri ile aynı odada konaklayan 0-12 yaş arası çocuklar ise otelin misafiri olacaklar.
Tel: 0.212.368 44 44
Yeni Yıla Girmenin Mutluluğunu Sunrise Park Resort & SPA’da Yaşayın
Sunrise Park Resort & SPA yılbaşı için misafirlerine çok özel bir program hazırladı. Misafirler, Sunrise’ın sunacağı, dünya mutfaklarının birbirinden lezzetli yemeklerinden oluşan yılbaşı gala yemeği ve Sunrise Band’in çalacağı müziklerle gece boyunca dans ve eğlenceye doyacak. Yeni yıla şampanya partisi ve havai fişek gösterisiyle girecek olan Sunrise Park Resort & SPA’nın misafirleri, geceye oryantal show’la devam edecek. Ayrıca yeni yıla girerken, Sunrise Park Resort & SPA’nın geleneksel yılbaşı çekilişi ile çok özel hediyeleri kazanma şansı da yakalayacaklar.Gecenin ilerleyen saatlerinde Sunrise Night Club’ta performans sunacak olan DJ, gece boyunca hit parçalar ile konukları coşturacak ve Zenne kıvrak dansı ile geceye renk katacak. Sabahın ilk saatlerinde sunulacak çorba servisi yanında Sunrise Park Resort & SPA, 2008’in ilk sabahı misafirlerini brunch’ta ağırlıyor olacak. Çocukların da yeni yıla unutulmaz bir şekilde girmesi için onlara eğlenebilecekleri bir ortam yaratmak isteyen Sunrise Park Resort & SPA, tüm çocukların beraber yılbaşı yemeği yiyebilecekleri özel bir büfe hazırlayacak. Eğitmenler tarafından özel gözetim altında olacak çocuklar için gece boyunca çeşitli aktiviteler ve animasyonlar gerçekleştirilecek. Gece, çocuklar için uyku odaları hazırlanacak ve misafirler yeni yıla eğlenerek girerken küçük misafirler de güven içinde uyuyabilecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)